Bu hafta da, Erkan Akar’ın “Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal Webde Pazarlama Stratejileri” isimli kitabını 5 okuyucumuza hediye ediyoruz. Üstelik hediyemizi kazanan okurlarımızdan biri olmak için yapmanız gereken, yalnızca bu yazıya yorum yapmaktır.
Bu fırsatı bize sağlayan “Efil Yayınevi”ne çok teşekkür ederiz.
Bence Türkiye ortamı için “grup satın alma” sistemleri “fail”dir. Son 1 aydır bunu söyleyip duruyorum, üstelik sistem henüz tam anlamıyla duyulmamış ve pek de bilinmiyor olsa da. Neden böyle düşündüğümü açıklayayım.
Tüketim dünyasında, sahip olmak istediğiniz nesneyi satın alabilme olanağından yoksun bırakılabilirsiniz. Ancak her zaman, bir çeşit ya da muadil vardır. Zaten sanayi toplumlarında fikriniz sorulmadan size tanınmış bir hak varsa eğer, o da kolektif bir lütuf ve biçimsel bir özgürlük göstergesi şeklinde sunulan seçme hakkıdır.
Bir kahraman yaratın ya da anti-kahraman (Who the fuck is Alice?), bir suikast planlayın ya da bir kavramı öldürün (Who killed Kennedy?), bir “rehber” yaratın (Follow the white rabbit!), belirli olmayan bir “son” bulun (Where does it end?), güç dengeleriyle oynayın (Who’s your daddy?) ve asla kullanıcıyı hafife almayın (Why so serious?). Söylemek istediğim; etrafta yapılan kampanyaları gördüğümde artık heyecanlanmadığım.
Sosyal medya takibi, nispetle yeni bir konu. Kullanıcıların şirketler/kurumlar/markalar/ürünler ile ilgili konuştukları, markaların dikkatini çekiyor ve bu yüzden de entegre olmaya çalışıyorlar. İnsana odaklı olduğu için de, marka ile müşteri/potansiyel müşteri arasında bir dijital bağ kuruluyor. Bu bağ, pozitif ya da negatif olabiliyor. Sosyal medya takibinin bu konudaki görevi ne? Ne anlama geliyor? Bu konuda, Social Trackers isimli sosyal medya takibi firmasının yönetici ortağı ve genel müdürü Mert Alemdar ile görüştük, detayları aşağıda.
Yani kısa vadede Margaret Thatcher’ın izlediği strateji başarılı olmuş olsa da, uzun vadede doğru konumlanmaya yetmedi ve İngiltere bugün dünya kamuoyunda belki de itlafçı olarak anılacak. Şimdi yazımın en başında verdiğim eşleştirmeleri yerlerine koyun, bakalım ne bulacaksınız.
Günümüzde, aralarından birini seçme şansına sahip olduğumuz, farklılık yaratmak gibi işlevlere sahip olan nesnelerin “kişiselleştirilmiş” hali Sosyal Medya’dır (insanın da nesnesel bir anlamı olduğunu unutmamalı).
Bu nesnesel durum, “elle yoklamanın” mümkün olmadığı bir sanal uzamda, önceliği bireylere değil internet ağının kendisine verir. Bu sayede de gizlenmek isteyen gizlenir, ortaya çıkmak isteyen çıkar. Bu mesele, aynı zamanda her türlü “kimlik” ve “ötekilik” sorununa da çözüm getirmektedir.