Günümüzde, aralarından birini seçme şansına sahip olduğumuz, farklılık yaratmak gibi işlevlere sahip olan nesnelerin “kişiselleştirilmiş” hali Sosyal Medya’dır (insanın da nesnesel bir anlamı olduğunu unutmamalı).
Bu nesnesel durum, “elle yoklamanın” mümkün olmadığı bir sanal uzamda, önceliği bireylere değil internet ağının kendisine verir. Bu sayede de gizlenmek isteyen gizlenir, ortaya çıkmak isteyen çıkar. Bu mesele, aynı zamanda her türlü “kimlik” ve “ötekilik” sorununa da çözüm getirmektedir.
Bu “Elit Sosyal Dönem”, önemli bir şekilde despot ve “markalar için ‘yeniden diriliş’” çağıdır. Geleneksel medyanın da etkisiyle (tek yönlü iletişim) gerçek olanın dışına itilen her kullanıcı sosyal medyaya sığınmak durumunda kalmıştır. Artık tek yönlü bilgi bombardımanından sıkılmış ve etkileşim içinde olmak istemiştir, buna gerek duymuştur.
Yani Sosyal Medya’nın aldığı ivme ve eğim, aslında bir anlamda 16 ve 18. yüzyıl sanat akımları ile birebir ilerliyor. Bunun sonucunda ise, kaçınılmaz olarak Sosyal Medya’nın Neo-Klasik devri gelmeli.