Günümüzde, aralarından birini seçme şansına sahip olduğumuz, farklılık yaratmak gibi işlevlere sahip olan nesnelerin “kişiselleştirilmiş” hali Sosyal Medya’dır (insanın da nesnesel bir anlamı olduğunu unutmamalı).
Bu nesnesel durum, “elle yoklamanın” mümkün olmadığı bir sanal uzamda, önceliği bireylere değil internet ağının kendisine verir. Bu sayede de gizlenmek isteyen gizlenir, ortaya çıkmak isteyen çıkar. Bu mesele, aynı zamanda her türlü “kimlik” ve “ötekilik” sorununa da çözüm getirmektedir.
Yani Sosyal Medya’nın aldığı ivme ve eğim, aslında bir anlamda 16 ve 18. yüzyıl sanat akımları ile birebir ilerliyor. Bunun sonucunda ise, kaçınılmaz olarak Sosyal Medya’nın Neo-Klasik devri gelmeli.
Türkiye’de, maalesef Sosyal Medya ve doğal olarak Sosyal Medya Takibi yanlış algılanmakta. Tabii ki bu benim görüşüm, kimse ile aynı fikirde olma zorunluluğum yok ne de olsa. Bunu açıklayabilmek için önce sosyal medyadan, sonra ise Türkiye’deki gelişiminden söz etmek lazım.