Meşgul Sinyali

Yazar:
Fatih Güner

Twitter:

@fatihguner


Tarih:

25/02/2010


Paylaşım:
Sosyal Medya ve Zımbırtı İlişkisi
Kategori:
Dijital Pazarlama, Sosyal Medya

Sosyal Medya ve Zımbırtı İlişkisi

Bu konuyu anlatmak için önce zımbırtı meselesini açmak lazım kesinlikle. Zımbırtı, “bir isme sahip olmama” gibi olumsuz bir ayrıntıyı da yanında getiren, herhangi bir işe yarayan ve aynı anda yaptığı işin işlevsellik sürecini özetleyen, hiç kimsenin ne işe yaradığını bilmese de (ki her zaman öyle değil) mutlak suretle bir işe yarayan her “şey”dir.

İşte “zımbırtı” budur.

Zımbırtı’yı bu yazımda bir marka için “dijital pazarlama ajansı” tarafından sosyal medyada kampanyası yapılacak herhangi bir ürün anlamında kullanacağım.

Modern toplumda bir zımbırtıya statü kazandıran olgu “model/seri” karşıtlığıdır. Bu “model/seri” karşıtlığını “IKEA” örneği ile açalım.

Philippe Starck marka, ceviz ağacından bir oda takımı alan ve bunu bir düşün gerçekleştirilmesi ve bir toplumsal basamak atlama aracı gibi gören biri aslında reklam, televizyon ve toplumsal kaygılardan dolayı, piyasada “uyumlu” ve “işlevsel” dekorasyon seçeneklerinin de bulunduğunun farkında olan biridir. Philippe Starck marka, ceviz ağacından yapılmış o oda takımının benzerini yapan, işlevsellikte de mobilyaya daha fazla işlev yükleyen IKEA, psikolojik açıdan toplumsal tüketim alışkanlığını anlamıştır. Çünkü kişi çok arzuladığı nesnelere maddi olanaksızlıklar sebebi ile sahip olamasa da, sahip olduğu seri imalat ürünü nesnenin doğrudan veya dolaylı yoldan Starck modellerine benzemesini ister. IKEA’nın anladığı sosyo-psikolojik ve sosyo-ekonomik olgu budur.

Gelelim bu tüketim alışkanlığındaki kısır döngüye: seri imalat ürünlerini model olmaya, modelleri de serileşmeye iten bu akım; topluma özgü tüketim anlayışının kendisidir.

Kahve makinesi gibi küçük ev aletleri düzeyinde ise model kavramı ile “tip” kavramı birbirlerine karışma eğilimindedirler. Çünkü zımbırtının işlevsel boyutu statü farklılığının önüne geçer ve bu farklılıktan dolayı da, “model” kabul edilen zımbırtı, aslında “limited edition” olandır. Paralı olan tüketici için sınırlı sayıda üretilir ve bu sayede “model”leşmeye çalışır. Parası olmayan tüketici ise seri üretim olanı alır ve statü farklılığının dayanabildiği en son nokta budur.

Yukarıdakilerin tamamını okuyarak dijital pazarlamanın geleceği noktayı, tüketicinin atlattığı bu psiko-sosyolojik süreçten dolayı, “kişiselleştirme dünyası” olarak niteleyebiliriz. Ancak zaten pazarlama dehaları tarafından bahsedilen bir olgudan değil, aynı zamanda bu ilişkinin sosyal medyada yapılacak olan herhangi bir marka kampanyasının da kişiselleştirilebileceğinden bahsediyorum.

Konu reklam olduğunda, hiçbir zımbırtının pazarlaması tek bir çeşit üzerinden yapılmaz. Buna karşın kullanıcı da hiçbir zaman sahip olmak istediği zımbırtıyı satın alabilme olanağından yoksun da bırakılamaz. Çünkü modern toplumda tüketiciye sunulan tek bir hak varsa, o da seçim hakkıdır. “Kişiselleştirme” denen şey de bu seçim yapma olanağının marka tarafından da anlaşılmış olmasından ileri gelir.

Stuart Mill: “Kendinizi diğerlerinden farklı kılmak amacıyla şu ya da bu nesneyi (zımbırtıyı) seçmeniz, başlı başına toplumsal bir hizmettir” diyor.

Peki, Mill bize ne anlatıyor?

Mill, tüketicilerin herhangi bir zımbırtıyı satın alması ya da isteği doğrultusunda kişiselleştirmesinin, diğer tüketiciler için de marka ya da dijital ajans tarafından sunulan zımbırtı çeşitlerine alternatif bir zımbırtı daha üretmesi anlamına geldiğini söylüyor. Yani her tüketici, kişiselleştirdiği her zımbırtıyla diğer tüketicilere bir seçenek daha sunuyor.

Gelelim bu bilgilerin tamamını sosyal medya ile nasıl bağlayacağımıza.

Marka, tüketiciye sunduğu kampanya ile tüketiciye sadece bir zımbırtı değil, aynı zamanda sunduğu kampanyanın beğenisine dair olan seçimi de verir. Yani tüketici sadece zımbırtıyı değil, aynı zamanda kampanyanın ta kendisini de kişiselleştirir. Bu kişiselleştirme sosyal medyadaki olumlu veya olumsuz yorumlar anlamına gelebilir.

Bu yüzden markanın yapacağı herhangi bir kampanyada tüketiciye sunacağı zımbırtının işlevsellik ve görünüm anlamında mükemmele yakın olmasından öte, kişiselleştirilebilen bir zımbırtı olması ve kampanyasının da kişiselleştirilebilen bir kampanya olması gerekmektedir.

Participation”, yani tüketici katılımı, o zımbırtının ve kampanyanın kilit kelimesi olmalıdır.

(3 kere puan verilmiş, ortalama: 5 üzerinden 5,00 )
Loading ... Loading ...

3 yorum yapılmış - Sosyal Medya ve Zımbırtı İlişkisi

  1. barfilozofu's Gravatar barfilozofu
    25/02/2010 at 16:22 | Permalink

    Yazı çok güzel bir yerde bağlanmış. Bu yönüyle çok başarılı. Lakin zımbıtının tarifine şunu da ekleyebilir miyiz. Adını hatılamadığın ne iyi ne de kötü fakat işine oldukça yarayan (genelde zımbırtı kelimesi ağızdan bu nedenlerle dökülür)önemli bir olgu da olabilir…

    Beğendiniz mi? Thumb up 0 Thumb down 0

  2. 28/02/2010 at 05:21 | Permalink

    “Participation”, yani tüketici katılımı, o zımbırtının ve kampanyanın kilit kelimesi olmalıdır.

    Yüklemdeki -malı ekine katılmıyorum. Zira sosyal medyanın doğası gereği en kötü bir kampanyada bile “default” olarak tüketici katılımı mevcuttur. Burada odaklanılması gereken; bu katılımın ne oranda olması gerektiğidir diye düşünüyorum.

    Beğendiniz mi? Thumb up 0 Thumb down 0

Siz de yorum yapın