Meşgul Sinyali

Sosyal Medya, Jack Bauer Etkisi ve Gevezelik

1 gün gecikmeli de olsa, bir önceki yazımı neden “’Neo-Klasik Sosyal Medya’ terimi bana aittir” başlığıyla süslediğimi anlatayım. Ama okuyacağınız yazının en sonunda.

O yüzden dikkatli okumanızı tavsiye ederim.

Bilirsiniz “24” isimli diziyi. Dizinin ana karakteri Jack Bauer’dır. Jack Bauer, CTU (Counter-Terrorist Unit) isimli bir Amerikan gizli servisinin ajanlarından biridir. Toplamda 24 saati (1 günü) “gerçek zamanlı” izlediğimiz dizide, sadece Bauer’ın değil, yan karakterlerin de hikâyeleri vardır. Zaten tabir-i caizse bir tek “peygamberliğini” görmediğimiz Bauer’ın hikâyesi dizinin tek hikâyesi olsa, izleyici olarak hepimizi sıkardı. Kilit kelimemiz “sıkmak” ve “sıkılmak”.

24’de, ki tüm zamanların en iyi dizilerinden biri kabul edilir, “art of storytelling” (hikaye anlatma sanatı) en üst noktaya çıkmıştır. Aynı zamanda dizi alanında ilk ve tektir. Yani, 24 dizisi, hem vermek istediği mesajları dozunda ve yerinde verir, hem de bunu 8. sezonunda bile rakipsiz yapar.

Yan karakterlerin de başlarından geçen aksiyon dolu senaryoların her biri, senaristler tarafından izleyiciyi sıkmamak adına, dozajı ayarlanarak verilir, bu sayede de dizide hem devamlılık sağlanır, hem de izleyicinin gerçek hikâyeden sıkılmasının önüne geçilir.

Peki, bunları neden anlattık?

24 dizisi, şimdiye kadar markaların sosyal medya kampanyalarına ilham vermiş olmalıydı da, ondan anlattık.

Nasıl mı?

Maruz kaldığımız tüm sosyal medya veya internet kampanyaları, “tek amaç ve tek sonuç” mantığıyla ilerlemekte sizin de izlediğiniz gibi.

Bir markanın ajansa ürettirdiği bir advergame, ya da soru-cevap mantığıyla hazırlanmış bir düzenek, aklınıza hangisi gelirse. Mantık, hep “tek amaç, tek sonuç” üzerinedir. Kampanyanın sonu ise, yarışmanın bittiği ve havucun verildiği gündür. Şimdiye kadar çok az kampanya, bittikten sonra kendisi hakkında konuşturmuştur ve kampanya ile birlikte marka da bir süreliğine tozlu datalar arasında kaybolmuştur. Ancak bir süreliğine. Çünkü marka, bir advergame daha yapacaktır.

Peki, bunun 24 dizisi ile ne alakası var?

Diyelim ki, marka olarak öyle bir kampanya yapacaksınız ki bu kampanya hem birkaç koldan ilerleyecek (bkz. Lost), hem de bombardıman halinde olup müşteriyi sıkmayacak.

Söylemek istediğim: kampanyanın hiç bitmeyecek olduğu.

Başka bir örnek ile açıklayayım. Şehirlerarası otobüslere binmişsinizdir eminim. Bu otobüsler, 4 saat durmaksızın yol aldıklarından dolayı motorları belli bir devirde belli aralıklarla hava boşaltır. Bu sesi siz de duyabilirsiniz, “fsss” gibi. Otobüsün dayanıklılığını artırmaya yarayan ve aynı zamanda hararet ve motordaki sürtünmeyi engelleyen bu sistem sayesinde otobüsler uzun yolda belli bir hızda hareket edebilirler.

Kampanyanın hiç bitmemesi için de, aynen şehirlerarası otobüslerin hava boşaltması gibi, hava boşaltılması gerekmektedir. Bu kampanya hava boşaltımı, havuç ya da başka şekillerde olabilir elbette. Ancak uzun süreli ve kendinden bahsettiren bir kampanya yapmak için bu hava boşaltımının yapılması elzemdir.

Gelelim kampanyanın yapacağı bombardımana. Bombardıman yenilikle olur. 24 dizisine geri dönersek; kampanyaya yeni bir hareket katmak için “art of storytelling”i kullanarak, bir karakter, bir olay ya da döngü eklenebilir. Yeni bir mekân, yeni bir mikrosite ya da kampanya fikrinin daha heyecanlı bir yere evirilmesi şeklinde olabilir bu hareket. Yeniliği, 24 dizisinin yan karakterlerinin hikayelerine benzetebiliriz. Yenilikleri de kampanyanın ana fikrine eklediğimizde, uzun vadede kampanya hem sıkmayacaktır, hem kendinden bahsettirecektir hem de çabuk unutulmayacaktır.

Sosyal medya kampanyalarının “tek amaç, tek sonuç” olmasının sebebi, sanırım markanın kampanyaya güvenememesinden dolayı. Çünkü sosyal medya, artık bir markayı çabucak etiketleyebilecek bir mecra haline geldi. Bu yüzden uzun vadede yapılacak olan bombardımana dayalı bir kampanya daha tutarlı olacaktır.

Çünkü eklediğimiz yeni bir karakter ya da olay eğer müşteri ya da potansiyel müşteri tarafından beğenilmezse, her zaman onun yenilenmesi mümkündür. Ortada bir ana hikâye vardır ve ana hikâye devam etmektedir de ondan. Kampanyanın kendisi yerle bir olmayacaktır, sadece sökülen yeri dikilir ve kampanya fire almadan devam eder. Bu da, markanın, kampanyaya ve kendine olan güvenini artıracaktır.

Şimdi, geçen gün yazdığım yazının başlığı meselesine dönebiliriz.

Geçenlerde, Sosyal Medya Takibi yapan bir ajansın bloguna denk geldim de, işte “’Neo-Klasik Sosyal Medya’ terimi bana aittir” başlığı oradan aklıma geldi. Okuduğum o ünlü pazarlama kişiliği, yazısının bir bölümünde, “sosyal medya gevezeleri” diye nitelendirdiği bir grup insanı hedef almıştı anladığım kadarıyla. Sosyal medya gevezelerini ise, interneti kullanan herkes olarak genellemişti. Yani, aslında bir anlamda hepimize “geveze” diyordu.

Ben de içimden dedim ki: “madem öyle, senin yaptığın da gevezelik değil mi?”.

Geveze: Çok konuşan, çenesi düşük, lafçı, lafazan. Sır saklamayan, boşboğaz.”

Sözlük anlamı yukarıdaki gibi, ancak benim “Neo-Klasik Sosyal Medya” teriminden hariç, Türkçem’e eklemek istediğim bir terim daha var: “Profesyonel Geveze”.

Profesyonel gevezelik terimini, herkesçe bilinen teoriler ya da bilgilerden yola çıkarak, bu teorilere ya da bilgilere “yeni” bir şey eklemeden, ego tatmini yapmak suretiyle başkalarını bilgisizlikle suçlamak olarak anlamlandırabilirim.

Biraz sert oldu farkındayım, ancak bu cümleleri neden sarf ettiğimi de hemen söylemeliyim. Profesyonel olduğunu göstermeye çalışan ve ortaya da bir ürün çıkaran böylesi bir şirket, nasıl olur da müşterisine ya da potansiyel müşterisine hakaret etmek gibi bir yanlışa düşer anlamıyorum. Ayrıca, böylesi bir hareketi de “ticaret ahlakı”na ve ülkemde görmek istediğim kurumsallığa yediremiyorum.

“Neo-Klasik Sosyal Medya” terimini, yeni bir terim ve sistem olarak ortaya attım. Yani bir bilgi ve teori ürettim. Üstüne, bir de “profesyonel geveze” terimini ürettim ve ortaya attım. Yani, “önce yeni bir şey ürettim, sonra ise var olanı eleştirdim”.

Ülkemde profesyonel ve kurumsal olarak iş yapan bir firmanın çalışanının da aynısını yapmasını beklerim, çünkü ben de bir potansiyel müşteriyim ya da olabilirim. Yeni bir şey üretmeden, rahatlıkla başkalarını “parmakla göstermeyi” profesyonel düşünceye sığdıramadığım için de, söyleyeceğimi söyledim. Kimse alınmasın, kimse gücenmesin.

Buradan firmanın adını henüz vermeyeceğim.

Çünkü onlara bir mail attım dün akşam, yarın saat 4’e kadar vakit vereceğim attığım mesajın cevaplanması için, cevaplanmazsa da yarınki yazımın konusu bu olacak: “İtibar Yönetimi”.

Ayrıca, uzun vadeli internet ya da sosyal medya kampanyalarının sağlayacağı diğer bir fayda ise, zararınızın herhangi bir yerinden dönebilmenizdir.

p.s.: “Neo-Klasik Sosyal Medya” terimini, açıklamak suretiyle yazdığım Türkçe ve İngilizce dökümanların ikisini de, ayrıca Tasdix.com‘da tasdikledim, ki sonradan teorim başkaları tarafından kullanılmasın. Ancak, üstüne birşeyler eklemekte herkes serbesttir. Yardıma ihtiyacı olanlar da bana ulaşabilir.

(1 kere puan verilmiş, ortalama: 5 üzerinden 5,00 )
Loading ... Loading ...

4 yorum yapılmış - Sosyal Medya, Jack Bauer Etkisi ve Gevezelik

  1. 20/02/2010 at 11:37 | Permalink

    Kampanyalar, markanın müşterilerine belirli dönemler için çeşitli avantajlar sağlamak amacı ile oluşturulur. Uzun vadeli kampanyalar gerçekleştirilebilinir ama mutlaka bitiş tarihi vardır.

    “Geleneksel Pazarlama” mantığı bu şekilde olur ve sosyal medyaya projelendirmesine de “tek amaç, tek sonuç” şekilde gerçekleşir.

    Markanın sosyal medyada varoluşu bir veya bir kaç kampanya ile olmamalıdır. Marka devamlı olarak sosyal medyada rol oynamalı, geri bildirimler iyi analiz etmeli ve bu bildirimler dogrultusunda aralıklı olarak kampanyalar oluşturmalıdır.

    “Geleneksel Pazarlama”da olduğu gibi sosyal medya kampanyalarının uzun vadelisi olabilir ama bir sonlandırma tarihi mutlaka olur. (Devamlı olan sosyal sorumluluk projeleri hariç)

    Markanın sosyal medyada varoluşu “tek amaç, tek sonuç” strateji ile gitmediği sürece çeşitli kampanyalarda “tek amaç, tek sonuç” stratejisi izleyebilir.

    Beğendiniz mi? Thumb up 0 Thumb down 0

  2. 20/02/2010 at 11:57 | Permalink

    Zevkle takip edeceğim. “Gelenek Medya ve Pazarlama” ile “Sosyal Medya ile Pazarlama ve İletişim” arasında olan büyük uçurumu kişisel ve kurumsal markaların fark etmesi ve bu dogrultuda strateji geliştirmeleri gerekiyor.

    Hata markanın olduğu kadar proje ve strateji geliştiren Ajans ve/veya Sosyal Medya projesini yürüten uzmanlarda da olduğunu unutmamak lazım.

    Teşekkürler.

    Beğendiniz mi? Thumb up 0 Thumb down 0

  1. By on 15/03/2010 at 18:07
  2. By on 03/05/2010 at 10:02

Siz de yorum yapın