22/04/2010 - 16:45
Böylesi iddialı bir matematiksel önermeden sonra sosyal medyanın varlığını inkâr ettiğimi kimse düşünmesin. Ancak psikolojik anlamda “işaret edilen” sosyal medya deyimi ölmüştür, söylemek istediğim budur.
Bugün ülkemizde popüler olan her şey, güdümlemeye de açık hale geliyor. Dikkat edelim şimdi, Facebook’da Türklerin sayısının yaklaşık 20 milyon olduğu söyleniyor. Ancak bu kişilerin ortalama bir gelir düzeyi araştırması yapılabilir mi? Hayır. Çünkü Facebook, insanları sosyal anlamda sınıflıyor, ekonomik anlamda değil.
Bu sosyal sınıflandırma da, ancak profil bilgileri ile düzgün olabiliyor. Kullanıcının paylaştığı herhangi bir video, o kullanıcı ile ilgili yanlış bir değerlendirme sunabiliyor bizlere.
Örneği Meşgul Sinyali’nden vereyim, bizim Facebook’daki fan sayfamızın bildiğim kadarıyla 4’de 3’ü Meşgul Sinyali’nden bihaber. Sebebi ise, fan sayfasına davet edilirken okuyucularımızın ya da arkadaşlarımızın “yapmadığı” sınıflama. Bu yüzden de Facebook üzerindeki ulaşmak istediğimiz hedef kitlemizi ya da gerçek hedef kitlemizi doğru ölçemiyoruz. Ve eminim ki yazdığımız konularla ilgilenebilecek olan insanların birçoğuna da hala ulaşmadık.
Son iki senenin “internet profesyonelleri” tarafından en çok kullanılan deyimi “sosyal medya” oldu. Ama bu sosyal medya, Amerika’da yürüdüğü gibi yürümedi bizde. Ego savaşları. Ve yanlış ya da eksik rekabet anlayışı.
Herkes zarar görüyor bugün bu yüzden, ajanslar, markalar, kullanıcılar. Ajanslar, markayı inandıramıyor. Marka, kullanıcıya yaklaşamıyor ve doğal olarak da “özelleştirme” yapamıyor. Kullanıcı ise kendini “kral” zannediyor, kükrüyor kendi küçük ormanında.
Farkına varmamız gereken şey, diğer her şeyden önce “kitle” sorunu. Hepimiz, ancak oluşturduğumuz kitlemiz kadar duyulabiliyoruz. Arama motorları çok büyük bir güç elbette, eğer yanına almayı bilirsen (SEO teknikleri yazısı değildir bu yazı), zaten Meşgul Sinyali’nin kazandığı da o oldu, tutkuyla yazmamız ve orijinal içerik üretmemiz sayesinde, arama motorlarında her gün biraz daha üste çıkıyoruz ve bunu raporluyoruz da.
Konumuza geri dönelim şimdi, sosyal medya neden ölmüştür?
Sosyal medyanın ölmüş olmasının sebebi “antropi”dir efendim. “Tüm iktidarlar, bir gün yıkılacakları gerçeğinin üzerine kurulurlar” (Jean Baudrillard). Sosyal medyadaki güç dengeleri de “ego faktörü” ile birlikte yanlış anlaşılmış/anlatılmış olduğu için, sosyal medya kendi içinde evrilip, kendini öldürmüştür.
Sosyal medya ile birlikte daha da önem kazanan bu “viral” meselesi için de aynı şey geçerlidir. Kendi dağılımını kendi yapan her “viral ürün”, artık önümüze, biz “viral” yaptık, izleyin/bakın/okuyun/görün diye konmaktadır. Ve maalesef tüm kullanıcı bu hikâyeye doydu.
Artık yok viral yapılan herhangi bir iş. Çünkü ortaya çıkması istenen ürün, “viral” olsun diye yapıldığından dolayı, kendi içinde çelişiyor ve paradoksa sebep oluyor. Kullanıcı da bunun farkında ve bu yüzden “paylaşmıyor”. Bizim ülkemizdeki kullanıcılar, paylaşmaktan öte, üretmiyor da.
Facebook kitlesine geri dönelim, 20 milyon Türk kullanıcının ekonomik sınıfını hesaplayamadığımızdan dolayı, onlara “özelleştirilmiş” reklam yapma olasılığımız fena halde azalıyor. Görünürlük de artamıyor doğal olarak. “Her gün yeni 1 apaçi” isimli gruba bakın, sosyolojik bir incelemedir o grup (an itibariyle kapatılmış).
Bu malum/meş’um grubun yaptığı, her gün, seçtikleri bir “halk çocuğunu” afişe etmek. Ben de üyeyim o gruba, gülüyorum da bazı video ya da fotoğraflara, hiç yalan değil. Ancak afişe edene de bakmak lazımken, kimsenin bakmadığını görüyorum. Afişe eden insanların, afişe ettikleri insanlardan kendilerini farklı gördükleri “özellikleri” neler? İşte bunu merak ediyorum. Çünkü eğer dönüp bakarsak, Facebook’daki Türk kitlenin yaklaşık %60’ını o “apaçi”lerin oluşturduğunu görünüz ki, işte “hedef kitle”nizin öldüğünü de görmüş olursunuz. Çünkü zaten gerçek hedef kitleniz de, bırakın markayı afişe etmeyi, insanları afişe etmeye başlamıştır.
Geri kalan %40’lık kitlenin yarısı ise “reklam”a gelemez. Diğer yarısı da umursamaz ve reklam görünce hayatına devam eder. Yani diyorum ki, benim teorim, Facebook’da görünürlük için yapılan işler, artık yapılamaz.
Duyar gibiyim iç seslerinizi, “öyleyse dükkânları kapayıp gidelim” diyorsunuz. Hayır, böyle bir şey söyleyecek kadar cahil değilim, aksine, sizleri “kitleyi incelemeye” davet ediyorum. Kitleyi incelediğinizde doğru reklamı yapma olasılığınız kolaylaşıyor. Bu sayede paradoksal etkiyi de bertaraf etmiş oluyorsunuz. Bu da deneyim ve inceleme ile olur.
Bilgisayarın ekranına dönüp her şeyi yapmak, düşünmek, yorumlamak, çöpe atmak, sevmek, nefret etmek, v.b. kolay. Ancak doğru kitleye doğru reklam zor.
“Sosyal Medya” deyimi ölmüştür. Ben, artık arkadaş ortamlarında bu terimi kullandığımda utanıyorum, “sosyal mecra” diyorum bu yüzden. Bu sayede meseleye geniş de bakmış oluyorum, çünkü sosyal mecralar sadece internetteki platformlar değil, aynı zamanda kahvehaneler, kafeler, büfeler, v.b. yani gerçek hayattan yerler.
İşte bu yüzden de, online mecrada yaptığımız işi offline mecraya da yaymadığımız sürece, işler elimizde ölür, yok olur.
Sosyal medya denen kurum, ölü bir kurumdur gerçek anlamda, kendini öldürmüştür, çünkü paradoksun içinde boğulmuştur. Yapmamız gereken bu saatten sonra, mecralar arasındaki değişimi sağlamaktır.
İnteraktif ajanslar ölmüyor, aksine güç kazanıyorlar. Ancak etrafıma baktığımda, okullu çocuklardan başkasını göremiyorum. Okullarda çocuklara “yaratıcılık” aşılanıyor olsa da (ki tartışılır bu konu da, çünkü yaratıcılık ancak beğenilerin çokluğu ile ölçülür, beğeniler ise “mood”a bağlıdır, uzun mesele), uygulanabilir yaratıcılık anlamında hiçbir şey bilmeden okuldan mezun olan gençler, bu aralar interaktif ajanslarda pek de moda halde proje üretmekteler.
Bu iş ticarettir, ticarette de en önemli mesele hedef kitleyi belirlemektir. Bu hedef kitleye “doğru yayın”ı yapacak olan kişiler de ya “halk”ın içinden olmalılar, ya “deneyimli” kişiler olmalılar ya da “ticaret adamı” olmalılar. Aksi takdirde, ekranın arkasından yapılan işlerin battığını göremez ve onlar da kaybolurlar.
Tekrar başa dönüyorum, sosyal medyanın ölümünü ilan ettim diyorum ama öyle değil, sosyal medyanın varlığını küçümsemeyelim diyorum.
Sosyal Medya Hiçbir Şey Değildir!
Bu yazıya yapılan yorumları RSS beslemesi ile takip edebilirsiniz.










![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
İstek post yazıyor musunuz? Ona göre bir sorum olacak da
))
Yazının bir kısmında virallerden bahsetmişsin.
Acaba başlı başına bir viral postu olacak mı?
Olmalı bence. Olsun hatta
Beğendiniz mi?
0
0
Başlı başına bir viral pazarlama yazısı çok yakında geliyor Pelin.
Viral pazarlamanın bugünü ve geleceği gibi bir bakış açısıyla incelemeye çalışacağım.
Teşekkür ederim.
Beğendiniz mi?
0
0