20/04/2010 - 16:36
Meşgul Sinyali’ni boşladığımı düşünmeyin lütfen, yeni tasarım ve yapılanma ile ilgili çalışmaktaydım geçtiğimiz hafta boyunca ve Meşgul Sinyali’nin oluşturmaya çalıştığı bir “taban” ile ilgili de “networking” yapıyordum.
Ne zamandır da bir yandan sevdiğim bir insan olan, diğer yandan ise bir profesyonel olan sayın Cem Batu’nun, kariyerini de – bir anlamda – ortaya koyduğu “Laguna Coupe Benim Olacak” kampanyasıyla ilgili bir yazı yazmak istiyordum. Bir yandan kampanyanın gelişimine dair benim fikirlerimi bulabileceğiniz, diğer yandan ise “Proaktif Müdahale” konusunu işleyebileceğim bir yazı yazayım dedim. (Proaktif müdahaleyi linklediğim wikipedia sayfasını okumanızı tavsiye ederim, her yönüyle işlemiştir bu konuyu o makale)
LCBO kampanyası’nı beğendiğimi daha önce forumlarda yazmıştım (forumdan kastım Friendfeed olsun). Projeyi beğenmemin sebebi ise, projenin amacının bir taban yaratmak olması idi ve bu taban da kişi-marka bileşimi üzerinden hareket etmeliydi. Neydi bu taban? Destekçi-köstekçi ilişkisi.
Kullanıcının fikrini almaya çalışmasından dolayı, bu destekçi-köstekçi meselesi çok güzel bir yapı. Çünkü kullanıcıya hiçbir dayatma yapmıyorken, seçim şansı vermesinden ileri geliyor. Ancak burada, bilinçli kullanıcılar olarak, bu “köstekçi” yapısını manipüle etmememiz gerekiyor bir yandan da.
Sosyal medya kampanyalarının ülkemizde hitap ettiği kullanıcı tabanı, maalesef “duygusal kullanıcı” olarak tanımlayabileceğimiz bir etki. İncelenesi de bir durum. Burada, markanın, pozitif-negatif ilişkisini ne kadar analiz ettiğini sorgulamamız gerek.
Düşünün ki, bugün, herhangi bir kullanıcı “Turkcell” markası ile ilgili “pozitif” olarak nitelendirilebilecek bir haber yapıyor, içerik üretiyor, paylaşıyor ya da yorumluyor.
Markanın, bu içeriği “pozitif” olarak algılaması her bağlamda doğru değil, sebebi ise, kullanıcının o içeriği üretirken yaşadığı aura yüzünden “kendini markaya daha yakın hissetmesi”nden ileri geliyor. Ancak, sosyal teorilerle ilgili bildiğimiz bir şey varsa, o da: “Sevgi çoğalabiliyorsa, azalabiliyordur da”. Sevgililik gibi düşünün. Bazen sevgilinize olan sevginiz azalır ve dikkat edin, sevgilinizle en çok problemi yaşadığınız zamanlar da o zamanlardır. Ancak sevginiz çoğaldığında, yaşadığınız mutluluğun pek bir değeri yoktur. Gerçek mesele, “X” ile olan ilişkilerinizde (x bir markadır) sıkıntılı zamanları “ayrılmadan” atlatabilmektir. İşte proaktif müdahale de budur.
Bu konuya az sonra döneceğiz, ancak önce LCBO ile ilgili bir şeyler söyleyelim.
Projeyi sevdiğimi söyledim, ancak benim görüşümce, eksikleri de yok değil. Otorite değilim, benim analitiğimin çalıştığı yönde yorumluyorum sadece.
LCBO kampanyasında, belki, şöyle bir yapı kurulabilirdi. Diyelim ki, kampanya 5 aşamadan oluşuyor. Kampanya ilk ortaya çıktığında, bir köstekçi yaratılırdı. Bu köstekçi, yapıcı eleştirilerle projeyi beğenmezdi ya da eksik bulurdu. Ancak “yapıcı” duruşunu da korurdu bir yandan. Aynı şekilde o köstekçinin de bir tabanı oluşmuş olurdu, zaten projenin de amacı da buydu. Kampanya 4. aşamasına geldiğinde, bu aşamada attığı bir adımla Cem Batu, o köstekçiyi devşirirdi ve destekçi haline getirirdi. Bu sayede, köstekçi tabanını da yıkmış olurdu. Sadece destekçi kalırdı, hala köstek olmak isteyen olursa da susmak zorunda kalırdı, çünkü ortada taban kalmazdı.
Yukarıdaki de benim fikrimdir. Çünkü bildiğim bir şey varsa – ki bu aralar görüştüğüm, konuştuğum herkese söylüyorum – proaktif müdahale, bizim piyasamızda anlaşıldığı tanıma sahip değil aslında.
Bizim piyasamızda, proaktif müdahale “fake account” ile yapılır (hatta duyuyorum, bazı ajanslar iş planlarına bu kalemi de ekleyip markaya sunuyorlarmış). Bu “fake account”lar da, sözde pozitif etki yaratmaya çalışır. İş bilmeyen ajans yapar bu işi. İş bilen ajans, proaktif müdahaleyi açar, okur.
Gelelim Cem Batu’ya. Ne yalan söyleyeyim, ben Cem’i gerçekten çok sevdim ve proje ile içimde güzel bir enerji de oluştu kendisine karşı, zaten daha öncesinden bir tanışıklığımız da vardı. Projeyi gayet iyi ilerlettiğini düşünüyorum (ara sıra “naif” davrandığını düşünmüş olsam da) ve zaten destekçi tabanını yarattı (ben de onlardan biriydim, resmen beni kazandı ve sadece ilk videosuyla). İşin köstekçi tabanında ise, zaten piyasada kendilerine “itibar” edilmeyen birkaç kişi “ağır” eleştiriler yaptı, yapıcı eleştiriler değillerdi. Yapıcı eleştirileri yapanlara da Batu tarafından güzel ve yerinde cevaplar verildi. Kampanya da ilerlemiş oldu bu sayede.
Umarım, Cem Batu, kendisi için oluşturduğu bu yol haritasındaki tüm “check-list”i “tick”lerle doldurur ve başarılı bir kampanya olur. Zaten Renault’un geçen sene yaptığı “blogger organizasyonu”nu da çok yerinde ve yaratıcı bulmuştum.
Son söz olarak diyeceğim o ki: sosyal medya kampanyalarını yere vurmak çok kolay, ben de size benim fikirlerimi, proaktif müdahalenin nasıl olabileceğini ve Türkiye’deki durumunu ufacık anlattım.
p.s.: Yazdığım yazıyı tekrar okuduğumda, belki okuyucu tarafından, LCBO kampanyasında “fake account” kullanıldığı gibi bir sonuç çıkarılabileceğini gördüm, hemen düzelteyim o yazdığımı: “ben bilmiyorum”. Sadece ülkedeki bazı ajansların “proaktif müdahale” tanımını örneklemek istedim.
Proaktif Müdahale ne demektir? Örnek: Laguna Coupe Benim Olacak
Bu yazıya yapılan yorumları RSS beslemesi ile takip edebilirsiniz.










![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
Ben LCBO’yu “dışarıdan” baktığımda pek beğendiğimi söyleyemem, nedenlerini de sayarım uzun iş, bir ara konuşuruz bunu. İçeriden baktığımda ise Türk sosyal medyasında “yapılması gereken” kampanyalar bunlar. O yüzden tebrik de ederim kendisini. İçeri/dışarı derken, şöyle açıklayayım. Kampanya, konsept olarak yapılması gerekirdi, daha önce de ufak tefek benzerleri oldu ama bu tam anlamıyla “yapılması gereken” bir projeydi. Ama ben, naçizane, Laguna Coupe için uygun bir kampanya olduğunu düşünmüyorum. Yazının ana konusuna geleyim. Proaktif müdahale konusunda ajanslardan daha çok reklamveren/kampanya talep eden markalar bunu istiyorlar. Pek tabii ki ajanslar da bunu öneriyor, çünkü markaların ilk ve en önemli çekincesi “ya hakkımızda şöyle yazılırsa, böyle konuşurlarsa” tarzı korku senaryoları oluyor. Ajanslar da işi almak için markayı rahatlatmak gerektiğinin farkındalar zaten. Ve ona göre davranıyorlar. Etik değil, ama yanlış da değil.
Müdahalenin nasıl olması gerektiğini de zaten biliyoruz, konuşuyoruz sıklıkla. Asıl tartışılması gereken, markaların bu korkusunu nasıl yeneceği bence. Eline sağlık bu arada Fatih.
Beğendiniz mi?
0
0
Gelen yorum böyle olsun, başımın üstüne olsun, teşekkür ederim Taci güzel yorumun için.
Haklısın birçok anlamda, ancak Laguna Coupe için uygun olmayan bir kampanya olduğunu düşündüğünü yazmışsın. Laguna Coupe’ye uygun olabilecek kampanya nasıl bir kampanya olmalıydı? Yani bu olmazsa diğeri olsun gibi bir yapı değil ki “yaratıcı süreç”. Yapılabilecek pek çok şey varken, kampanyanın neden “bu şekilde” olduğunu ise tartışmak meselesini anlarım zaten.
Markaların kampanyadan korkmasının sebebi ise, “kullanıcı tabanı”nın olmaması. Bütün mesele bu. Ajansların görevi büyük burada, o yüzden “fake account” meselesine girdim. Şöyle ki: ajanslar, sadece marka tarafını değil, aynı zamanda kullanıcı tarafını da kontrol etmeli ve bunu doğru yapmalı. Bilgilendirici, yapıcı eleştiriye yönelik, üretime yönelik çalışmalarla, “akılcı taban” oluşturmalı. Meselenin özü bu zaten.
Teşekkür ederim Taci yorumların için, hep böyle gidelim, yapıcı.
Beğendiniz mi?
0
0
Ben teşekkür ederim Fatih asıl. Güzel yazılar, güzel yorumlarla daha da güzelleşiyor.
Laguna Coupe’ye uygun olmadığını söyledim evet. Nasıl bir kampanya olmalıydı? Hemen bir şey söylemek imkansız. Kuşkusuz herkesin “yaratıcı süreci” birbirinden çok farklı ve bu gerçekten “ha” deyince ortaya çıkan bir şey değil. Gerçekten bildiğin gibi zaman alabiliyor. Onlar ortaya böyle bir şey çıkarmışlar, ben o süreci geçirmediğim için bir şey diyemiyorum. Bu aslında şöyle bir şey; Fenerbahçe’nin forvetinde Guiza yerine neden Semih’i oynatmıyor diye Daum’a kızmak gibi. Herkesin görüşleri farklı olabilir. Sen olsaydın sen de farklı bir şey yapardın. Ama ben marka kimliğine (her ne kadar Laguna Coupe markasını pek bilmesem de) uyan bir kampanya olduğunu düşünmüyorum. Yani “Laguna Coupe Benim Olacak” kavramı, sanki kendi içinde bir anlatım bozukluğu (mantık hatasından dolayı) içeriyor gibi. Senin de belirttiğin gibi “dış katılımlı” bir kampanya olduğu için, daha da ötesi “destek” de istendiği için, bu duygunun birden fazla insan tarafından paylaşılıyor olması gerekir. Yani kampanya “Aston Martin benim olacak” BMW, Mercedes vs. gibi birçok kişinin destekleyeceği bir marka için yapılıyor olsaydı, inan müthişti. Çünkü ben şahsen “Aston Martin benim olacak” diyen bir insanın destekçisi olurum. Ama Laguna Coupe böyle bir konsepte uygun değil. Kaç kişi var yahu bu kampanyayı “sırf bu yüzden” destekleyecek? Herkes “Cem Batu” ismine yoğunlaşıp, çoğunluk ya şirin bulduğu için, ya da Cem Batu’yu tanıdığı (ve çevresinin de sosyal mecralardaki destekleyici tutumu/paylaşımı vesilesiyle) için destekledi.
Kimse, ama kimse “hedef paylaşımı duygusallığı”ndan dolayı desteklemedi. Ben buna inanmıyorum. Yani “ulan adam Laguna Coupe istiyor, hadi destek olalım” gibi bir zihniyet oluşturmadı kampanya. Yani pek ala bu kampanya herhangi bir marka için de olabilirdi. Markadan bağımsız bir kampanya oldu ki, ben bu tarz (katılımlı/destek talep eden) kampanyaların kesinlikle ve kesinlikle “marka için” yapılması gerektiği görüşünü savunuyorum.
Ne demek istediğimi anladığını biliyorum ve bu konudaki yorumunu merak ediyorum. Ayrıca Twitter’da arada sırada @fatihguner’lerine de bak bence
Selamlar.
Beğendiniz mi?
0
0
Taci, ne demek istediğini anlıyorum inanki ve görüşlerinin bazılarına da katılıyorum. Ciddi anlamda kötü olan projeyi yerden yere vurabilecek kapasiteye ve kelimelere sahip olduğumun farkındasın, ancak ortada bir strateji vardır, o strateji üzerinden ilerliyordur, işte onu bilemeyiz. Yani kampanya bitmedi hala, malum. Bakalım neler olacak diyip, bekleyebiliriz şimdilik.
Kişi üzerinden ilerleyen kampanyaların daha önce çokça örneği görüşmüştür, bu kişi sıradan bir kişidir ya da bu “case”deki gibi bir profesyonel olabilir. Ancak marka, kimliğini bu şekilde yansıtıyordur da, kampanyanın stratejisini ileride görebiliriz.
Ayrıca söylemeliyim ki, objektif olmaya ve yorumlamaya çalışıyorum gördüğüm herşeyi. Diyelim ki, kampanya ilerlediğinde bir eksikliğini gördüm, onu da yazarım, hiç sorun değil.
Bakalım işte, neler olacak.
p.s.: @fatihguner lerime baktım, cevaplarımı yazdım
Beğendiniz mi?
0
0
Ben Cem bey’in doğru bir strateji izlediğini düşünüyorum, hem Laguna Coupe seçiminin ise kampanyayı gerçekçi kıldığını düşünüyorum. Aston Martin elbette daha havalı olurdu fakat bu kez ben gerçekleşme ihtimali üzerinde ciddi ciddi düşünürdüm. Söz konusu araç Laguna olduğu için ve gerçekleşme ihtimalinin yüksekliği nedeniyle destek verdim.
http://tinyurl.com/3y4u5vm
Beğendiniz mi?
0
0