02/04/2010 - 14:32
Günümüzde, aralarından birini seçme şansına sahip olduğumuz, farklılık yaratmak gibi işlevlere sahip olan nesnelerin “kişiselleştirilmiş” hali Sosyal Medya’dır (insanın da nesnesel bir anlamı olduğunu unutmamalı).
Bu nesnesel durum, “elle yoklamanın” mümkün olmadığı bir sanal uzamda, önceliği bireylere değil internet ağının kendisine verir. Bu sayede de gizlenmek isteyen gizlenir, ortaya çıkmak isteyen çıkar. Bu mesele, aynı zamanda her türlü “kimlik” ve “ötekilik” sorununa da çözüm getirmektedir.
Profesyonel anlamda “networking” olgusunun önemi burada yatar. Kurduğunuz profesyonel “network” iyiyse, onları manipüle etme özgürlüğüne “fikir”leriniz, “düşünce”leriniz ve “tavır”larınız” ile sahip olursunuz. Yani profesyonel konularda önemli olan 3 mesele vardır: fikir, düşünce (yani kattığınız yorum) ve tavır.
Bugün, Türkiye internet atmosferine baktığımızda, “networking” olgusuna hak ettiği değeri vermeyen çokça Sosyal Medya kullanıcısı görebilirsiniz. Karşılıklı bir etkileşim ortamına girildiğinde, “herkes” işinizi görecektir. Artık her kullanıcının aynı zamanda bir mecra olduğu gerçeğini de bu denkleme eklerseniz, bir “otomatizasyon” durumu ortaya çıkmıştır.
İnternet, arama parametrelerinin ötesinde hiçbirşeyin olmadığı ve her sorunuzun yanıtının önceden belirlenmiş olduğu bir kavramdır. İnternete, kavramsal özelliğini ise “içinde durmaksızın akan bilgi nehirlerinin kontrol edilemez olması” verir.
Şöyle bir örnek verebiliriz: “peşin satın almanın saygınlığı, taksitli satın almanın ise eziciliği ve sıkıcılığı vardır”. Modern toplumların dayattığı ahlaki sorunlardan biri budur. Bu sorunun çözümü olarak, “kredilendirme”nin tehlikeli bir şey gibi görünüyor olması utangaçlığa, peşin almanın ise burjuva erdemlerinden biri olmasına pekâlâ bağlayabiliriz.
İnternette de bu iş böyledir, söylemek istediğini tek seferde (peşin) söyleyen kullanıcı daha saygın, taksit taksit söyleyen kullanıcı ise “sıkıcı” ve “ezik” olarak görülecektir. “Influence” olgusunu hesaba henüz katmıyoruz. Belki de hiç katmamamız gerekiyor, ancak bu konuyu da konuşacağız.
Krediyle bir “şey” satın alan kişi (sosyal medyada taksit taksit söyleyen kişiyi refere eder), o şeyi yavaşça “kendi malıymış gibi” (Viral Pazarlama, Simülasyon ve Başarı Ölçüsü) kullanmayı öğrenmektedir. Ancak bu kişi bir yandan malı kullanırken, diğer yandan da taksitlerini ödemektedir. Yani henüz gerçek anlamda “peşin” alamamıştır ya da o “şey”e sahip olamamıştır.
Bu konunun bir de handikapı bulunmaktadır: taksitle bir şey satın alan kişi, o “şey”e taksitleri bitmeden tamamıyla sahip olamayacaktır, ancak son taksite gelindiğinde, belki de satın aldığı o “şey” eskimiş olacaktır. İşte bu, önceden yaşanmış bir gelecektir.
Yani yukarıda ağdalı dille bahsetmeye çalıştığım mesele: “taksit taksit markalara, kampanyalara, projelere negatif elektrik bağlayan kişilerin, aslında düşünsel anlamda bahsettikleri konuların ne olduğunu bilmemeleridir”.
Gelelim şimdi bu yazıyı neden yazdığıma.
Yaşam, püriten bir çaba ve ödül anlayışı üzerine oturmaktadır. Bizler, bir şeylere sahip olabilmek amacıyla çalışırız. Bizden önceki kuşağa kadar elde edilen nesneler, somut bir çalışma sonucunda elde edilmiş mallardı ve bizim kuşağımız da bu miras ve sabit sermaye kavramının içine etti.
Sosyal medya kullanıcılarına dönersek de, bazılarının, çalışmadan devralmaya çalıştığı bir ödül sistemine inandıklarını görebiliriz. Akıllı sosyal medya kullanıcısı ise “başının üstünde Demokles’in kılıcı gibi duran” bu kullanıcılardan kurtulması şarttır.
Bugün markalar Türkiye sosyal medya ağlarında, profesyonel olduğu bilinen kullanıcılar tarafından yerin dibine sokulmaya çalışılıyor. Bu kullanıcılar, maalesef “doğru-yanlış”, “eksik-fazla” ve “başarı-başarısızlık” olgularının anlamlarını bilmedikleri için, ancak “network” anlamında sevilen kullanıcılar olduklarından dolayı sosyal medya toplumunu negatif anlamda “influence” eden insanlar.
Bu sebepten de markalar, sosyal ağlarda proje yaparken yoğurdu üfleyerek yemeye başladı ve en sonunda da kaynadı, kayboldu, gittiler.
Ancak, ne zamandır Meşgul Sinyali’nde vermeye çalıştığımız mesaj şu: “Türkiye’de ve elbette dünyada, Sosyal Medya elitleşiyor”. Artık bu tarz kullanıcılara geçit yok.
Gerçek anlamda bilgi yoğunluğu ve kaliteli içerik ön plana çıkarken (networking tavana vururken), kişiselleştirmeler ve özel hayatlar kayboluyor. (bu konu hakkındaki daha detaylı düşüncelerim için, “Türkiye’de Sosyal Medya, Dunning-Kruger Etkisi ve Elitleşme” yazım ile “‘Neo-Klasik Sosyal Medya’ Terimi Bana Aittir!” isimli yazımı okuyabilirsiniz).
Ayrıca internet yurttaşlığı konusuna da geri dönersek, bugün her ajans, her danışman ya da konu hakkında donanımlı her kişi, Türk internetinin gelişimine katkıda bulunursa, yarın hepimiz refah içinde yaşayacağız.
Sosyal medyanın o tarz kullanıcıları için söylemek istediğim bir şey daha var:
Bugün bir şey satın alırsanız (bilgi sahibi olursanız), yarın bir işsizi iş sahibi edebilirsiniz. Belki de o işsiz SİZSİNİZ!
İnternet Yurttaşının Sahip Olduğu Haklar ve Yerine Getirmesi Gereken Görevler
Bu yazıya yapılan yorumları RSS beslemesi ile takip edebilirsiniz.










![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
Selamlar
Yorumlarımda sanki bir bir cümleyi cımbızla seçmişim de onun üstüne konuşuyormuş gibi oluyor bazen ilk önce onun için özür dilerim. Cımbızla çekilmiş cümleler hakkında sorular sormak belden aşağı vurmak gibi anlaşılmasın lütfen.
Şimdi yine o cımbızla seçilmiş gibi olan cümlelerden biri hakkında bir sorum olacak
Elitleşme kavramı insanları korkutmaz mı ? Çünkü son zamanlarda özellikler siyasi tartışmalarda elitleşme kavramı bir yergi ifadesi olarak kullanılıyor. Elitleşmek denilince ilk anlaşılan “halktan kopukluk” oluyor son zamanlarda.
Elitleşiyor doğru bir tabir olabilir ama sanki sosyal medya işi yapan insanların o elitlerden daha çok halka ihtiyaçları yok mu?
Not: Konu sosyal medyada iş yapanlara kaydı son sorumda ama sonuçta akımları sosyal medyada iş yapmaya çalışan ajanslar belirlemeye çalışıyor. Yukarıda sorduğum soruların için aslında “sosyal medyacılar elitleşme işine nasıl bakıyor?” sorusu da çıkabilir.
Uzun ve karışık bir yorum/soru oldu. Kusura bakmayın.
Saygılar.
Beğendiniz mi?
0
0