Meşgul Sinyali

İnsanların değerleri değişirken, iletişim sorunu banner ile çözülmez!

Ülkemiz, her zaman modayı takip etmekte geç kaldı. Yeni bir teknolojik ürün bir süre sonra buraya geldi ya da sevdiğimiz tasarımcının tasarladığı yeni çanta. Bazen de hiç gelmez.

Bir yandan herkesin zevkleri de farklı. Mesela ben Hanowa saat kullanıyorum ancak Swatch kullananlar da var. Swatch kullanmıyorum, çünkü meziyetine göre pahalı geliyor. Hanowa daha pahalı olmasına rağmen, bana verdiği imajı önemli buluyorum.

Yani, aslında hepimiz her ürün ya da reklamı beğenilerimize ve değerlerimize göre yorumluyoruz. Bu sayede satın alıyoruz.

Bilimsel olarak da anlatırım burada satın alma alışkanlıklarının nelere bağlı olduğunu ancak hepimiz zaten biliyoruz.

Aslen tasarım yapıyorum. Fatih Güner olarak, beni “tasarımcı” bilirler (ülkemizde çok komik bir tabir halini almıştır “tasarımcı” tabiri, başka bir yazıda anlatırım fikirlerimi). Daha önce farklı tasarım disiplinlerinde ürünler üretmiş olmamın yanında bu işin felsefesinin derslerini de verdim.

Ancak ne zaman bir müşteriye yapılan işi götürsem, müşterinin benden daha iyi tasarımcı olduğunu gördüm. Reel anlamda değil çoğunlukla, yani sadece görmek istediğini istiyor. Bu işin kurallarının olması ya da trendlere bağlı olması ya da diğer dinamiklerinin olması müşteri için hiçbir anlam ifade etmiyor. O sadece görmek istediğini istiyor.
Hepimiz aslında bir anlamda doymuşuz hem ürüne, hem reklama, hem de bilgiye. Bu yüzden hepimiz teorisyen ve pratisyeniz aynı anda.

Bu konuyu nasıl gördüğünüze de bağlı. İnsanlar arasında bir iletişim sorunu olduğu gibi, insanların, çevrelerindeki dünya ile de iletişim sorunları var. Bu da markaların reklamlarına yansıyor doğal olarak.

Reklam derken, televizyon reklamı ya da bir banner, hiç fark etmez.

Hepimizin değerleri değişiyor. Müzik tarzımız bile günden güne değişiyor.

Çünkü hepimiz daha kaliteli olanı istiyoruz. Kalitenin sınırını da Sosyal Medya sayesinde biz belirliyoruz.

Güç tüketicinin elinde, tüketici ise bunun farkında değil. Markanın Sosyal Medya farkındalığının bir önemi yok, tüketicinin farkındalığı ise önemli.

Şimdilerde, ülkemizde tüketici henüz yeni öğreniyor neleri değiştirebileceğini. Sosyal Medya’yı tanımaya çalışan markalar da yavaş yavaş ayak uyduruyor, çok güzel görüntüler çıkıyor ortaya. Ancak bu markaların sayısı çok az. Çünkü sektörde kalifiye eleman az. Tolga’nın geçen yazısında yazdığı Social Media Expert olma durumu, aslında “fazla kalifiye olma” durumu. “Fazla kalifiye” eleman da neredeyse bir elin parmağı kadar.

Tüketicinin geçen yazımda söz ettiğim gibi “participant” olması, markaya Sosyal Medya’dan kazandığının fazlasını getirecek. Tüketici sadakati.

Ancak etrafıma her baktığımda, banner görüyorum.

Hadi banner’ın yanında getirdiği iletişim sorununu geçtim, üstelik o kadar kötü bannerlar ki, anlatamam. O meşhur son model arabayı tanıtıcı banner mesela, araba ekranın sağından soluna yürüyor, peşinden slogan. O kadar sıkıcı ki, doydum bunlara diyorum, tüketici de doydu. Peki marka ya da ajans bu konuda ne yapıyor? Bilmiyor mu? Araştırmıyor mu? Hiç mi umrunda değil müşterisi olan markaya kazandırmak? Ya da hiç mi umurunda değil bir marka olarak yeni müşteri kazanmak veya mevcut müşterisini elinde tutmak.

İnsanlar farklılaşıyor, tüketim alışkanlığı da öyle. Herkesin değerleri değişiyor ve aynı evin içinde anne, baba, çocuk arasında “sosyal disentegrasyon” var.

Bütün bu iletişim sorunları, banner ile çözülmez! Daha yaratıcı düşünmeli, daha fazla dışarı çıkmalısınız! Tüketici her gün biraz daha doyuyor sıradanlığa ve öyle bir gün geliyor ki, sıradanlık değerli olacak. Çünkü her “yeni” yanında “eski”yi getiriyor. İsmi de her seferinde değişiyor hem “yeni”nin hem “eski”nin.

(3 kere puan verilmiş, ortalama: 5 üzerinden 5,00 )
Loading ... Loading ...

Siz de yorum yapın