03/05/2010 - 10:00
Bir kahraman yaratın ya da anti-kahraman (Who the fuck is Alice?), bir suikast planlayın ya da bir kavramı öldürün (Who killed Kennedy?), bir “rehber” yaratın (Follow the white rabbit!), belirli olmayan bir “son” bulun (Where does it end?), güç dengeleriyle oynayın (Who’s your daddy?) ve asla kullanıcıyı hafife almayın (Why so serious?).
Söylemek istediğim; etrafta yapılan kampanyaları gördüğümde artık heyecanlanmadığım.
Amerikan hükümeti geçenlerde bir toplantı düzenledi. Toplantının konusu “sosyal medya”ydı. Konvansiyonel medyanın muazzam bir değişim içinde olduğuna ve sosyal medyanın da elitleşeceğine dair konuşmalar yapıldı. Bu elitleşme konusunu, “İnternet yurttaşının sahip olduğu haklar ve yerine getirmesi gereken görevler”, “Bir retro senaryo: Türkiye’de sosyal medyanın tarihi” ve “Türkiye’de sosyal medya, Dunning-Kruger etkisi ve elitleşme” yazılarımda işlemiştim.
O yazıları okuduysanız ya da okursanız eğer, kullanıcının büyük bir değişim içinde olduğunu anlatmaya çalıştım. Artık “spontane” çekilmiş videoların içinde herhangi bir “logo” gördüklerinde bile o videoyu bir “viral pazarlama” ürünü olarak gören bir kitle var karşımızda.
Bugün bir yazı okudum, Farketing’in fikir babası Can Turanlı yazmış: “Dediklerimi anlamayan aptallar” başlığıyla. Bir cümle dikkatimi çekti: “Yenilikleri kaçırmamızın nedeni, zekâmız değil, alışkanlıklarımız ve doğru bildiklerimiz dışına çıkamamamız. Farklı açılardan bakamadığımızdan kaçırıyoruz, bulamıyoruz ve şaşırıyoruz”.
Dikkat edin, bugün yapılan kampanyalar ya “devşirilmiş” ya da “bugünün trendlerine uygun” olarak yapılıyorlar. Nitekim kullanıcının 5 dakika içinde bir markayla olan ilişkisini bitirmesine bile sebep olabilecek bir “influence” olgusu var ortada ve trendler her gün değişiyor, çünkü kullanıcı her gün gelişiyor. İşte bu yüzden de kampanyalar artık eskiden kopardığı kıyameti koparamıyorlar. Çünkü yenilik yok.
Videolar, oyunlar, mikro-siteler, Facebook fan sayfaları, Twitter hesapları. Artık hepsi sıkıcı.
Madem öyle, siz de üç ay sonrasının trendlerini hayal etmeye çalışın. 3 ay sonra kullanıcı en fazla hangisinden hoşlanabilir sorusunu sorun kendinize.
Ünlü Dövüş Kulübü kitabının yazarı Chuck Palahniuk, web’den düzenli olarak yayınladığı “workshop”larından birinde yazıyor: “Okuyucuyu aptal yerine koymak en büyük hata, okuyucu, her zaman yazardan akıllı”. Elbette Palahniuk bunu söylerken bir şeyler biliyor. O yüzden de ekliyor: “Kitabınızın başlarında bir yerinde, mesela bir “silah”ı saklayın, unutturun ve kitabın sonunda o silahı patlatın”. Çok haklı.
Art of story-telling (Hikâye anlatma sanatı)
İşte o yüzden, bugün bir kampanya yaratmak istiyorsanız, “komplo yaratın”. Bu bir fikir. Birçok fikirden bir tanesi.
“JFK’i kim öldürdü?” sorusunu sorduğunuzda, Google, size milyonlarca belge getiriyor. Ya da “Geronimo’nun kafatasını kim çaldı?”.
Öyle ki, Google’ın getirdiği o belgelerin belki her biri farklı bir gözle bakıyor meseleye. Aynı zamanda bu olayların her birinde de bir sürü farklı “oyuncu” var.
Öyleyse, siz de sorduğunuz soruyu “farklı” bakış açılarıyla cevaplayacak karakterlerinizi yaratın. Onca sosyal medya uzmanını verimli kullanmanın bir yolu da belki bu olur.
JFK’i kim öldürdü? Oswald mı? CIA mi? Küba’lılar mı? Mafya mı?
Alice Harikalar Diyarında kitabının yazarı Lewis Carroll’ı (gerçek ismiyle Charles Lutwidge Dodgson) ele alalım. Gerçekten de çocuk kitapları yazmayı seven bir yazar mıydı? Yoksa asit kullanan ve çocuklarla ilgili düşündüğü fantezileri yazan bir pedofil mi? Tabi günün sonunda Kraliyet Edebiyat Danışmanı olduğunu da unutmayalım.
“Sosyal Medya, Jack Bauer Etkisi ve Gevezelik” başlıklı yazımda belirttiğim gibi, öyle bir bilgi bombardımanı yapın ki, kullanıcı hangisine inanacağını şaşırsın ve en sonunda da onu öyle bir kendine getirin ki, markanızı bir daha unutmasın. Ya da kullanıcıyı vurma şeklinizi, ona ürününüzü satın aldırma, markanızın bilinirliğini artırma ve bunlara benzer pek çok amaç için şekillendirin. Ancak kaçmasına izin vermeyin.
Çünkü sosyal medya kullanıcıları her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor markanızdan.
Twitter ile ilgili yapılmış olan araştırmalardan birinde, yapılan Tweet’lerin 5’de birinin en azından “herhangi bir marka ya da ürün” ile ilgili olduğu sonucu çıkmış. Bu demek oluyor ki, markalar ya da ürünler kendilerini tüketicilerin bilinçaltında içselleştiriyorlar.
Öyleyse siz de müşterileri/potansiyel müşterileri diken üzerinde tutun!
Bu kampanyalar göğüs uçlarımı sertleştirmiyor. Bana, beni baştan çıkaracak kampanyalar lazım.
Bu Kampanyalar Göğüs Uçlarımı Sertleştirmiyor: “Bir Komplo Yaratın!”
Bu yazıya yapılan yorumları RSS beslemesi ile takip edebilirsiniz.










![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
Bunu aylar önce halka açık bir ortamda dillendirdiğimde, şu anda çok büyük(!) sosyal medya kampanyalarına imza atan, belki de Türkiye’de sosyal medya dendiğinde akla gelen tek isim olan kişi, bana “daha iyi bir yöntem biliyorsan paylaş o şekilde yapalım” demişti. O da bu işten para kazandığından, ben de bu işten para kazandığımdan dolayı, sadece gülümsemiştim o zaman kendisine. Zamanla bu “farklı yöntemleri” de göstereceğim zaten. Ama şu var; bahsettiğimiz şey sosyal medya kampanyaları. “Her marka sosyal medya kampanyası yapmalı mı?” sorusunu cevaplamalıyız önce. “Kullan-at” kampanyalar yapılıyor hep, senin de dediğin gibi. Tamam, ticari bir kaygı söz konusu olduğunda, her sektörde “kullan-at” işler yapılacaktır. Ama bu işin doğasında yaratıcılık olması gerektiği kanaatindeyim. Her marka sosyal medya kampanyası yapmamalı. Kaldı ki markanın sosyal medya kampanyası yapması için, belirli bir “sosyal medya olgunluğuna” da erişmesi lazım diye düşünüyorum. Misal, çalıştığım markalardan biri bana “sosyal medya kampanyası yapmak istiyoruz” diye geldi. 3-4 aydır kendileriyle çalışıyoruz. Ve ben 3-4 aydır sosyal medya kampanyası yapmıyorum kendilerine. Önce onlara sağlam bir strateji oluşturmamız gerektiği görüşündeydim, ve başından beri sağlam bir strateji inşa etmeye çalışıyoruz. Büyük ölçüde başardık da. Öyle yırtık dondan çıkar gibi kampanya yapılamayacağını bilmeli “sektör profesyonelleri.” Ve açıkça şunu da belirteyim. Bahsettiğim marka şu anda halinden çok memnun.
Evet, kampanyalar kullanıcıları heyecanlandırmalı ve bunun da birçok yöntemi var, senin önerin de bunlardan biri Fatih. Aynı görüşteyim ve kullanıcı olarak dönüp bakmayacağım hiçbir kampanya fikrini markaya önermem. Ticari açıdan bakıldığında ahmakça durabilir, duruyor da, fakat insan önce kendisine saygı göstermeli. Sağlam bir temel üzerine gelen yaratıcı bir kampanya, satış da getirir, marka bilinirliği de, marka sempatisi de. Neyse, böyle olmuyor hakikaten. İstanbul’a geleli çok oldu, fırsat bulamadım bir türlü. Cihangir taraflarına geldiğimde arayacağım. Bu “yöntemler” üzerine de konuşuruz hem.
Beğendiniz mi?
0
0