22/02/2010 - 17:05
Günümüzde, ülkemizdeki Sosyal Medya algısının tersine, Sosyal Medya elitleşme çağına girmiştir, bundan zaten bahsetmiştik. (bkz.: Sosyal Medya, Dunning-Kruger Etkisi ve Elitleşme)
Bu “Elit Sosyal Dönem”, önemli bir şekilde despot ve “markalar için ‘yeniden diriliş’” çağıdır. Geleneksel medyanın da etkisiyle (tek yönlü iletişim) gerçek olanın dışına itilen her kullanıcı sosyal medyaya sığınmak durumunda kalmıştır. Artık tek yönlü bilgi bombardımanından sıkılmış ve etkileşim içinde olmak istemiştir, buna gerek duymuştur.
Ancak, geleneksel medyanın aldığı o irrasyonel şekil, sosyal medyanın da aynı yoldan geçmesine sebep olmuştur ve kullanıcı, bu sefer de tek taraflı bilgi iletmeye başlamıştır. Herkes kendinden bahsetmektedir, kimse kimseyi dinlememektedir. Herkes sabah kalktığında kahvaltıda ne yediğinden bahseder olmuş ve gelecek kaygısından uzaklaşmaya başlamıştır. Bu durum sadece ülkemiz için geçerli değildir.
Sosyal medya, bugün, yitirmiş olduğumuz bir gönderenler sistemi halini almıştır, yani her kullanıcıya özel “bir efsane” haline gelmiştir. Geleneksel medyadan nöbeti devralırken, sosyal medya sayesinde ‘bir konu hakkında bilinç sahibi olma’ düşüncesi, bugün artık sadece keyif illüzyonu haline gelmiştir.
Bu dönemde, yani elitleşme döneminde, yaşanan en büyük travma da bize gerçek ve rasyonelin haber verdiği “simülasyon çağı” olacaktır.
Simülasyon çağı konusunu açalım biraz. Bunun için biraz “itibar yönetimi” olgusundan bahsetmeli bence.
Geçen gün yazdığım “Sosyal Medya, Jack Bauer Etkisi ve Gevezelik” yazısında giriş yaptığım bu konu, bugün ülkemizde “Sosyal Medya Takibi” yapan firmaların görmezden geldiği, belki de düşünmediği bir konudur: “Kendi itibarını yönetemeyen başkasının itibarını yönetemez”.
Piyasadaki her profesyonelin rahatlıkla görebileceği, maalesef iş tanımlarının düzgün olmamasından dolayı bilen bilmeyen herkesin bilip bilmediği işler yapması, artık Türkiye reklam ve iletişim sektörünü can çekişir bir hale getirmiştir. Müşteri ya da potansiyel müşteri, gereksiz ne kadar reklam kampanyası varsa hepsine maruz kalmıştır ve yapılan ya da yapılacak olan tüm kampanyalara da duyarsızlaşmıştır. Müşterinin bu algısı, piyasadan iyi iş çıkmasını engellediği gibi, aynı şekilde yaratıcı beyinleri de bir kısırdöngünün içine sürüklemiştir.
Bugün, Türkiye’de “Sosyal Medya Takibi” yapan, geçen yazımda örnek verdiğim o firma (hatırlarsanız, blogunda tüm internet kullanıcılarına geveze diyen firma) kendi itibarını yönetemezken, nasıl bir başka kurumun itibarını yönetebilir ki? Firma çalışanının tüm potansiyel müşterilerine “geveze” dediği her firma batmaya mahkûmdur. Pazarlama stratejisi olmaksızın, iyi bir fikrin arkasına sığınmışlardır, ancak konunun geneline hakim olmadıklarından dolayı (itibar yönetimi konusu) çuvallayacakları kesin gibi görünmektedir.
Yahoo Meme, ilk çıktığında, ofiste söylemiştim, bundan hiçbirşey olmaz, 2 hafta bile değil ömrü demiştim. Bana saçmaladığımı söylemişlerdi, içimden gülüp geçtim ve dediğim gibi çıktı. Benim düşüncemin arka planında, Yahoo Meme’nin Sosyal Ağ algısına yeni bir fikir getirmemiş olduğu vardı. Ancak, bana karşı çıkanların savunduğu düşünce, Sosyal Medya’nın yeni bir edevata aç olduğuydu.
Sosyal Medya, artık yeni edevatlara, gadgetlara, widgetlara, sitelere ihtiyaç duymamaktadır. Sosyal Medya, bundan sonra kaliteli içerik ve paylaşıma gerek duyacaktır. Yeniden.
İşte “Simülasyon Çağı” travması burada başlamaktadır. Uzunca anlattım. (yazılarımın karışık olduğunu söylüyorlar, ancak bu son olacak, biliyorum biraz karıştı yine, ancak toparlıyorum hemen)
Sosyal Medya’nın bu elitleşme döneminde gerçeğin ve rasyonelin geri gelmesi, tam da iş tanımlarının birbirine girdiği günümüzde, “simülasyon çağı”nı parmakla işaret ediyor. Simülasyon çağı, herkesin bildiğini söylediği, fakat aslında bilmeksizin simüle etmeye çalıştığı ‘Dijital Pazarlama’dır.
Yabancı sosyal medya uzmanlarının da öngördüğü şekliyle, Dijital Pazarlama’da taşlar yeniden dizilmektedir. Çünkü sahip olduğumuz o çok yeni “Sosyal Medya” terimi, bize o kadar fazla bilgi ve marka ve kampanya ve ürün ve fikir ve bir sürü şey yüklemiştir ki, bizi duyarsızlaştırmıştır.
Simülasyon çağı bittiğinde, yani Dijital Pazarlama taşları yerine oturduğunda, elitleşme dönemine tam anlamı ile girmiş olacağız. Üstelik elitleşme çağında sadece kaliteli paylaşımlarla değil, aynı zamanda çok daha kaliteli kampanyalar ve çok daha duyarlı markalarla karşılaşacağız. (Doğuş Grubu’nun “yeşil”e destek vermesi gibi)
Gelelim yazımızın sonuna.
Başlık her ne kadar Sosyal Medya’nın tarihini işaret etse de, Sosyal Medya konusunda duyduğumuz her sözün henüz dumanının üstünde olmasından dolayı Sosyal Medya tarihinden bahsedilemez. Çünkü Sosyal Medya’nın dayandığı her duvar can çekişmektedir (geleneksel medya). Bu yüzden de Sosyal Medya algısı henüz tam anlamıyla yerleşmemiştir.
İşte bu yüzden geçen gün “Neo-Klasik Sosyal Medya” isimli yazımı yazdım. Çünkü sosyal medya ve sosyal medyanın geleceği nokta, sanatın “Neo-Klasik” dönemi ile muhteşem benzerlikler göstermektedir ve bu sayede her müşteri ya da potansiyel müşteri markanızla ilgili çok daha olumlu düşüncelere sahip olacaktır. Bu dönemde, hem markanız hem de hedef kitleniz yeteri kadar duyarlı olacaktır.
Bu söylediğimi bir düşünün.









(4 kere puan verilmiş, ortalama: 5 üzerinden 4,75 )
![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
POPÜLER YAZILAR