21/06/2010 - 13:11
Geçtiğimiz hafta sonu Sansüre Karşı Platform toplantısındaydım ve orada konu ile ilgili ben de görüşlerimi belirttim. Bu yazım, konu hakkındaki savunmamdır.
Bu hafta içi, Meşgul Sinyali’nde bir de Internet Sansürleri ile ilgili detaylı bir inceleme yazacağım (belki de şimdiye kadar yazılmış en detaylı olanı), hatta bu yazacağım yazı belki ulusal bir gazetede aynı gün yayınlanacak, ama az sonra okuyacağınız yazı sadece Cumartesi günü yapılan toplantı ile ilgilidir. Digital Age dergisinin Temmuz sayısında bu konuyu farklı bir bakış açısından incelediğim daha sosyolojik bir yazı da olacak, eğer bir terslik çıkmazsa, o yazının başlığı da: “Dijital Dilencilik, Suiistimal ve Diğerkamlık”.
Konuya Cumartesi günkü toplantıdan başlayayım. Toplantıya gittiğimde, Özgür Uçkan ve Yaman Akdeniz hocalarımın girişiminde o kadar fazla insanın toplanmış olmasına çok sevindiğimi söylemeliyim. Sansüre Sansür grubu ile de ne zamandır tanışmak istiyordum, Deniz Tan zaten Meşgul Sinyali’ne geçmişte yazı yazmıştı, Deniz Coşkun’u zaten tanıyorum, ancak Fırat Yıldız ve diğer güzide insanlarla tanışmak çok güzel oldu.
Uçkan ve Akdeniz hocalarımın Friendfeed’de yapılan tartışmalar ve müzakereler sonucunda bir bildirge hazırlamış olduklarını gördüm. Zaten benim için düşünme meselesi orada başladı. Çünkü oradaki grup etkinlik sahibi bir grup değildi, en fazla “sivil inisiyatif” olabilirdi. Hazırlanacak bir bildirgenin “bir şeylere karşı” olması durumunda “etkinliğinin daha fazla kaybolacağı” da aşikârdı.
Oysa “Sansüre Karşı Platform” grubu “etkinlik sahibi” olmalıydı benim için. Ben de o yüzden fikirlerimi söylemek istedim. Orada yaptığım açıklamalar aşağıdaki gibi, ancak konu orada bitmedi, sektörün yüz karası şeyler de oldu, fikrini belirtenin de dokuz köyden kovulduğunu gördüm.
Sansüre Karşı Platform toplantısında söylediklerim:
Hazırlanmış olan deklarasyon faşizan bir yaptırımdır. Bu ülkenin %44’ünün seçmiş olduğu bir Başbakan ve Ulaştırma Bakanını “istifaya zorlamaya çalışan” herhangi bir deklarasyon da aynı şekilde faşizandır. İnsanlara özgürlük getirmek için kurulduğunu söyleyen bu grup aslında post-modern “faşizm” anlamlandırmasına göre hükümeti faşizmle suçlarken, kendisi faşist davranıyor. En azından ben faşist olduğumu itiraf edebiliyorum (düşünce hakkımın elimden alınması karşısında).
Bu ülkede 25 milyona yakın aktif internet kullanıcısı var ve bu internet kullanıcılarının %90’ı aptal ve umursamaz (aptal, çünkü cahil). Bu internet kullanıcılarını sokağa dökmek bir fikir, ancak bu eylem bir “etkinlik” kazandırır mı? Hayır, kazandırmaz. Çünkü biz de birçok toplum gibi bastırılmış bir gösteri toplumuyuz. Organize edilecek bir yürüyüş, hükümet kanadında etkinliğinin olması muhtemel dahilinde olmayan bir eylemden öteye geçemez.
Zaten hazırlamış olduğunuz bu deklarasyon fazlasıyla anti-hükümetçi ve anti-devletçi. Oysa hatırlayın, Youtube’u en başta kapattıran hareketi CHP başlattı, yani ana-muhalefet. Öyleyse hükümeti burada ancak “yasayı yanlış yorumladığı ve yetkiyi kötüye kullandığı” için suçlayabiliriz (ki hukuki açıdan da meselenin bu olduğu çok kere söylendi).
Sansüre Karşı Platform bir “tampon” kurum olmalıdır. Bu kurum da “kitle”den değil, “niche kitle”den oluşmalıdır. İçinde bir “ekonomist”, bir “avukat”, bir “gazeteci”, bir “ticaret erbabı”, bir “işadamı”, bir “koltuk sahibi” bulunmalı ve bürokratik yollardan Ulaştırma Bakanı ile görüşmek için randevu almalıdır. Hükümeti “karşımıza almak” geri tepecek sonuçlar üretebilir, aksine hükümetle birlikte ilerlemeliyiz. Ben A.K. Partisi’nin avukatı değilim, ancak yapılan “ben yaptım olducu” hareketler, stratejik davranmamızı gerektirir. Şu saate kadar kapatılan veya davası süren bu meseleleri çözmenin yanında, Facebook’un da kapatılmaması için uğraşmalıyız ve yasanın “herkesin hakkını koruyacak” şekilde düzenlemesini sağlamalıyız.
MilliMotor ve MilliTüp siteleri kendi içlerinde bir popülist anlayışa sahip olduğu için basında bir-iki gün ses getirecektir. Ancak “naif” fikirler ve uygulamalardır, ne olursa olsun güzeldirler. MilliMotor’da gördüğüm ufak bir detay ise bu güzelliği “tartışmaya açık” hale getirmek için yeterli sayılabilir. “Kendimi Zeki, Çevik ve Ahlaklı Hissediyorum” isimli buton, kendi içinde bir “sarkazm”a sahip ve bu yüzden de başkalarının hak ve özgürlüklerine “dokunuyor”. Bu anlamda oradaki nüansı herkesin görmesini tavsiye ederim, çünkü biz birilerine “benim hakkıma el uzatma” derken, diğerleri de bize “sen bizimkine uzatıyorsun ya” diyebilirler.
İşte toplantıda söylediklerimin minvali yukarıdaki gibidir. Söylediklerime destek olan insanlar bana Meşgul Sinyali’nden ulaştılar da zaten sağ olsunlar. Ancak orada bir hata yaptım ki, onu kabul edebilirim. Ben konuşmamı yaptıktan sonra ufak bir mola vermek için dışarı çıktım, çıkmamalıydım. Bana verilecek olan cevapları dinlemeliydim. Bu benim kişisel deformasyonumdur, tüm oradaki topluluktan da özür dilerim bunun için.
Nitekim bu toplantıdaki iyi niyetim toplantının sonuna kadar kalmama sebeptir. Bunu göremeyen bünyeler zaten arkamdan hakaretler ve küfürler etmişler. Çıktıktan sonra bile hala “etkinlik sahibi olmak için strateji ve taktikler üretmeliyiz” diye konuşuyordum, ancak “üvey evlat” muamelesinden fazlasını göremedi bu tavır da.
Ben fikir ürettim, alternatif yaklaşım geliştirdiğime inanıyorum. Ortada tek bir deklarasyon, tek bir eylem planı ve 4-5 kişinin manipüle ettiği bir konuşmalar dizisinden fazlasını görmedim o toplantıda. Adımın Fatih olduğunu bildiğim gibi bildiğim bir mesele var ki, “strateji bir ağacın köküdür, kökteki kılcal damarlar ise taktiklerdir. Taktikler kullanarak mineral, su ve tuzu köke kazandırırız. Bu sayede de kök hem daha derine penetre olur, hem de sağlamlaşır, kalınlaşır. Güçlü bir strateji halini alır. Bu stratejinin üzerine de ağaç yeşillenir”. Söylediğim işte buydu.
Cumartesi günkü toplantıda ben fikirlerimi belirttim sadece ve hala da oluşuma destek verdiğimi söyledim. Bunun üzerine toplantıdan kaçmadım, kaldım ve dinledim de. Ancak gördüğüm, son iki gündür Meşgul Sinyali’nin de öncesinde isminin 5. sırada bulunduğu listede, artık adı yoktu. Yani, manipülasyona maruz kaldığım yetmedi, bir de kurduğum ve diğer yazarlarımız sayesinde bu noktaya gelen “üretim alanımız”ı da sansürlediler. Kusura bakmayın, başka kelime bulamıyorum.
Ancak hala destek veriyorum. Vermeye de devam edeceğim. Ben sadece fikir üretiyorum, uygulanabilirliği var ya da yok. Korelasyonu size kalmış.
Kavgam [Internet Sansürleri ile ilgili]
Bu yazıya yapılan yorumları RSS beslemesi ile takip edebilirsiniz.










(18 kere puan verilmiş, ortalama: 5 üzerinden 3,89 )
![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
eminimsi, ömer enis şen’in abisidir. yapılanlar çok çirkin. başka bir yorum yapmak istemiyorum. bazı insanlar cidden haddini aşıyor. keşke hepsi toptan piyasadan çekilse de adam gibi düzgün işini yapmak isteyenler rahat bir nefes alsa.
Beğendiniz mi?
0
0
Tam olarak demek istediğim buydu sana.
Sansüre popülist yaklaşımla bir yere varılabileceğine inanmıyorum. Ama durum bundan ibaret.
Beğendiniz mi?
0
0
Fatih Güner, yazınızı şaşkınlıkla okudum. Hele bizleri faşizan davranmakla, sansürlemekle suçladığınız bölümleri. Kusura bakmayın ama fiziki olarak seksen kişi, çevrimiçi olarak katılan 522 kişi tanık o toplantıdaki tavırlarınıza. Ortak deklarasyon tartışmasında bazı şeyler söylediniz (onları buraya da aktarmışsınız); sonra söylediklerinizi eleştiren bir çok konuşma yapıldı, ama dinleyemediniz, çünkü orada yoktunuz. Bu tavrı dezenformasyonla değil saygı eksikliğiyle açıkladı insanlar haklı olarak (Neyse ki toplantı kaydı yarın öbür gün yayınlanacak ve dileyen herkes neler olduğunu görecek.) Kısacası o toplantıda fikirleriniz kimse tarafından kabul görmedi. Bunun faşizan tavırla ne alakası var. Sizi dinledik, eleştirdik, kabul etmedik. Kimse sizi susturmadı.
Ortak platfrom, adı üstünde asgari müştereklerde uzlaşmayı gerektirir. Siz uzlaşmadığınızı açık bir biçimde belirttiniz. Dolayısıyla Ortak Platform içinde adınızın yer almamasını niçin sansürlenmekle bir tutuyorsunuz, anlamadım? Bir blogununz var, görüşlerinizi yayınlıyorsunuz. Toplantı kaydında da görüşleriniz yer alıyor. Sizi susturduğumuz filan yok. Bizimki ilkesel bir birlik; ancak o ilkeleri onaylayanlar yer alabilir. Katılım kriterlerini belirlemek her oluşumun hakkıdır. Kusura bakmayın.
Söylediklerinizin içeriğine ilişkin hiç bir şey söylemeye gerek duymuyorum. Orada söyledim, başkaları da söyledi. Bu, asgari müştereklerde bir araya gelen, sansüre karşı ilkeli bir duruş sergileyen kurum, kuruluş ve bireylerin katılımıyla kurulmuş ve katılıma açık bir ortak platform. Tek ölçüt, toplantı kararlarımızda açıkladığımız ortak payda ve ilkelere uygunluk.
Sansüre karşı her türlü etkinliği destekleriz, yeter ki sansüre karşı olsun.
Yeter ki dezenformasyona baş vurmayın. Hepimizin sesi var, hepimiz sesimizi yeterince ve dilediğimiz platformda çıkarabiliyoruz.
Bu yazınız umarım kötü niyetten kaynaklanmıyordur. Ama dezenformasyon olduğu açık. Düzeltmenizi beklerim.
Özgür Uçkan
Beğendiniz mi?
1
0
Fatih,
Türkiye’de youtube yasağı ve hatta daha öncesinde başlayan bir dönem var. Özgür Uçkan’ı FF de takip ettiğinden sen de bileceksin ki bu sansür olayı yalnızca AKP ye yüklenen bir günah değil. Aksine bunun bir ”devlet refleksi” olduğu üzerinde duruluyor. Kanımca mücadele edilecek karşı gücü ve kullanılacak stratejileri belirlerken bunu hiç akıldan çıkarmamak gerekecek.
Bu sansür olayı yalnız Türkiye için bir bela değil. Biz bu sürecin çok daha değişik bir fazındayız yalnızca. Bir kısım belli başlı hak ve özgürlüklerin zaten çiğnenegeldiği bir coğrafyada, o kafada politikacılarla yönetildiğimiz için başka şekillerde yaşıyoruz bunu. Ama bugün tüm dünyada sansür ”bir devlet refleksi” olarak başgöstermekte.
Ben bu tip toplantı ve aktivist hareketlere fiziki olarak katılamıyorum ne yazık ki. Onun yerine üzerine düşen küçüçük bir görev olan ”sansürcü zihniyetin yurtdışındaki izdüşümlerini” imkanım ölçüsünde rapor etmeye yetişebiliyorum ancak.
Bu iş, AB üyesi ülkelerde, bizdekinden daha özgür ve demokratik ortamlarda, daha bilinçli insan topluluklarının daha iyi organize olması ile karşı durulmaya çalışılıyor. Yani yalnızca o bahsettiğin hukukcu, öğretim üyesi, işadamı vb insanlardan oluşan bir grup ile değil, hatta bizzat AB parlamentosuna Korsan Parti’nin politikacılarını, lobistlerini koyması ile bir mücadele sürdürülmeye çalışılıyor.
Yine de durum pek parlak görünmüyor bana buradan. Devlet refleksi ile uzlaşma imkansız. Çünkü bir tarafta kötü niyet var. Yani sanmayın ki bu koyulan sansürler korkunun ve cehaletin eseri. Kötü niyet ağır basıyor.
Ulaştırma Bakanı’nın istifasını istemek az bile. Bu adam cahil iken bakan olduysa, oturduğu yerden indirilmesi lazım. Yok cahil değil de, insanların gözünün içine bakarak yalan söylüyorsa yine oradan indirilmesi lazım.
Beğendiniz mi?
1
0
Arkadaş ayıp ediyorsun;
Bir kere o toplantıda söylediklerin bu sırada değildi. Bu tonda da değildi.
Ortak karar alınacak yerde fikirlerini söyledin, kabul görmedi. N’olmuş ki kabul görmediyse, kimse senin fikrine yanlış ya da kötü demedi. Kabul görmedi o kadar.
Beğendiniz mi?
1
0
Özgür Hocam;
Kişisel görüşünüz olabilirdi bu söyledikleriniz, nitekim Cumartesi günkü toplantıdaki manipülatif tavrınız anladığım kadarıyla yorumunuzda da devam etmiş. Diğer 79 kişinin yorumlarını da buraya alamayacağımıza göre, ortak uzlaşma üzerinde başkalarının adına da konuşmanız gözümde manipülasyondan öteye gidemiyor. Ayrıca hepimiz gayet iyi biliyoruz ki online izleyen kişilerin sayısı olarak belirttiğiniz 522 kişi, programı tamamiyle izleyen kitlenin sayısı değildir. O yüzden sayı arttıkça daha “etkin” olduğunuzu düşünmeniz, ancak “naiflik” olarak adlandırılabilir. Etkinlik konusunda önemli olan faktör “rakamlar” değil, “strateji”dir.
Kimseye saygısızlık yapmak istememiştim ve bu konuda özür dilediğimi de yazımda belirttim. Dinlemeliydim cevapları, ancak “sigara içmek” bir istekti içimde ve dışarıda da arkadaşlarımla yaptığım yorumlar üzerine konuştum, bu yüzden de evet, dinleyemedim. Bunun için tüm samimiyetimle çok üzgünüm. Tekrar söylüyorum, amacım saygısızlık değildi.
Toplantı kaydının yayınlanmasını madem o kadar istiyorsunuz, ne de olsa söylediklerimi bilen bir insanım, o yüzden herhangi bir çekincem yok. Ben bu koalisyonun içinde olmayı reddetmedim, hatta aksine bunu belirttim, kaçmadım. FARKLI FİKİRLER ÇIKMALI! HEM DE HER ZAMAN! Dayatılmış bir deklarasyon vardı orada, ne derseniz deyin. Deklarasyonun içeriğinin de “etkisiz” olduğunu söyledim, nitekim halihazırda o deklarasyonu da hala göremedim online ortamda.
“Sansüre Karşı Platform” ismi ile bile “olumsuz çağrışımlar silsilesi”. Bunu bir ürün olarak görmemiz gerektiğini söyledim. Yanlış mı söyledim? Hayır, efendim, yeni medya bunu gerektiriyor. Bu bir pazarlama stratejisi gerektirir ve “hükümete karşı olmak” bu anlamda yapılabilecek en etkisiz aksiyondur. Orada rahat rahat A.K. Partisi hakkında atıp tutan arkadaşlar, bürokrasinin ne demek olduğunu en az hükümet kadar bilmiyorlardı.
Strateji ve taktiklerin ne demek olduğunu ve bu pazarlama kampanyasında nasıl işe yarayacağını toplantı bittiğinde dışarıda söyledim, dinlemediniz. Bu ilkesel birliğe katılmadığımı söylemedim, bu şekilde etkisiz olacağını söyledim. Ortada stratejinizin olmadığını söyledim. Ancak siz farklı fikirleri öldürdüğünüzü yukarıdaki yorumunuzla bir kere daha gösterdiniz. Katılım kriterlerinizi belirlemek ise benim hakkımı yeme noktasına varmamalı, bariz bir sansür var orada, gören gördü.
Hatırlarsanız, son 2 haftada sizi 3 kere telefonla aradım, bu konudaki tutkulu yaklaşımımı ayrıca göz ardı etmişsiniz.
Bahsettiğiniz blog herhangi bir blog değil, ülkede şu anda en çok izlenen dijital pazarlama blogudur. Meşgul Sinyali de yapısı itibariyle fazlaca objektif bir kurumdur. Piyasaya sorsanız söylerlerdi. Benim de bu tarz konularda ne kadar sert olduğumu herkes bilir, yazılarımıza yapılan yorumlara hiçbir şekilde sansür uygulamadığımı da görebilirsiniz.
Fikirlerimin kabul görmediğimin farkındayım, peki siz, orada deklarasyonu benden daha naif şekilde eleştiren insanlar olduğunda, Yaman Hocam’ın her seferinde farklı bir yere dönüp baktığını ve yüzünde belli belli mimikler olduğunu gördünüz mü? Ben eleştiriye açığım ve burada ya da sanal ortamda yapılan her yorumu da, insanlardan duyduğum ve hakkımda yapılmış olan her yorumu da kaldırabilirim, ya siz?
Bahsettiğim hiçbir şey dezenformasyon değildir. Bir internet profesyonelinin görüşleridir.
Saygılar, sevgiler efendim.
Önümüzdeki günlerde sansür konusuyla ilgili başka çalışmalarım da olacak bana verdiğiniz bu enerji ile. Umarım birkaç koldan birden etkinlik sahibi oluruz da, ülkemizi bu ayıptan kurtarırız. En nihayetinde buluşmaya çalıştığımız nokta ülkemizi bu ayıptan kurtarmak ve özgürlüğü her anlamda kazanmaya çalışmaktır. Ancak bu konuda üretilen fikirleri, siz de beğenmediğiniz sürece kaldıramadığınız aşikar.
Bence bu söylediklerimi bir düşünün. Acaba konuya farklı bir gözle bakmayı denediniz mi?
Beğendiniz mi?
0
1
Erdem;
Mesele kabul görmemesi değil, mesele bu fikirlerin mantıklı olduğunu düşünüp bunları tutkuyla savunmak. Bu sırada olmamasının ya da bu tonda olmamasının hiçbir farkı yok. Önemli olan, söylediklerim bunlar mıydı Erdem? Evet!
Sansürsüz bir toplum için ben de canımı en az sizin kadar veririm, üvey çocuk muamelesi niyeti kötüleştiriyor, derdim onla.
Beğendiniz mi?
0
1
Eray, katılıyorum sana. Keşke seni dinleseydim ya da keşke konu üzerinde daha da fazla çalışabilseydik. “Etkinliği” rakam ile ilgili sanmak, “strateji”yi hafife almak demektir. Dünya üzerindeki herhangi bir Ulaştırma Bakanı’nı istifaya davet edecek herhangi bir oluşum ise etkinliği olmayan bir oluşum olarak dünyadaki 812 aktif örneğinin yanında diri diri gömülür. 5 Posta, istifaya davet etme meselesine bir cevap olsun.
Ayrıca 5 Posta, Özgür Hocam, Erdem;
Yukarıdaki yazı, farklı bir ruh hali ve farklı düşünceler/amaçlarla okunursa, “gereksiz bir tutku ya da duygusallık” ile okunursa, o zaman içindeki “HERKES FİKİRLERİNİ SÖYLEMELİ!” minvali, kendini doğru düzgün gösteremiyor.
Yukarıdaki yazıda söylemek istediğimi okuyucularımız anlamış olacaklar ki, birçok mail geldi, sağolsunlar. Destek oldular. Ancak Özgür Hocam ve Erdem, lütfen tarafsızlığınızı kaybetmeyin ve meseleye duygusal bakmayın.
Ben bir dahaki toplantıya da gelmek istiyorum ve bunun sebebi “beni de aranıza alın” çırpınışları değil, aksine “sansüre karşı platformun daha büyük bir tabana etki etmesi ve çalışkan birine daha sahip olması” için. Yani çalışmak isterken, kesiliyorum. Ah, ah.
Beğendiniz mi?
0
1
Fatih Güner,
Ben meseleye duygusal yaklaşmıyorum, tam tersine. Nitekim toplantıda da tamamen nötr davrandığımı, sizinki dahil kimsenin görüşü hakkında pek fikir belirtmediğimi herkes gördü. Dolayısıyla manipülatif davrandığım suçlamanız asılsız.
Bu arada, toplantının kayıtları şurada: http://www.zimly.com/clip.php?id=56 Söylediklerinizi tekrar bir dinleyin. Dinlemeyip dışarı çıktığınızda bu görüşlerinizin nasıl eleştirildiğini de dinleyin.
Özellikle yazınızda yer vermekten imtina ettiğiniz bölümü dinleyin: “Biz kimiz ki?” dediniz. Eh herkes bunu “siz kimsiniz ki!” olarak algıladı haklı olarak. Orada yıllardır sansüre karşı mücadele eden sivil inisiyatifler ve bireyler vardı. Tanımadıkları birinin varlıklarını sorgulaması ağırlarına gitmiş olmalı. Ayrıca bu yaklaşım, bu tür bir toplantıda takınılacak tavır değildir. Sadece etikle ilgili değil, “stratejyle” ilgili de bir durum!
“Üç beş avukat, başka?” dediniz. O “üç beş avukat”tan kürsüde oturanı, internet hukuku konusunda uluslarası saygınlığa sahip bir bilim adamıdır. Diğeri, bilişim hukuku denilince ilk akla gelen isimlerden biridir. Bize ekonomist lazım, dediniz. Ben ekonomistim. İleri teknoloji iktisadı, özellikle de bilgi ve iletişim teknolojileri iktisadı konusunda uzmanım. Ama size yeterli gelmiyor anlaşılan. Kaldı ki aramızda başka ekonomistler, siyaset bilimciler, sosyologlar, girişimciler, medya mensupları var. Hepsi de etkili, tanınan insanlar. Bu biçimde söz almadan önce içinde bulunduğunuz platformu biraz daha iyi algılamanız gerekirdi.
Üstüne üstlük Türkiye’deki internet kullanıcılarının büyük bir bölümünü aptallık ve cahillikle suçladınız. Bu da sivil toplum odaklı bir girişimde söylenecek söz değildir. Kaldı ki sizin saygı sınırını aşan sözlerinize karşı kimse size saygıda kusur etmedi. Sizi dinledi ve cevap verdi.
Bunları geçtik, bize iş adamlarıyla birlikte hareket etmeyi önerdiniz. Size daha önce telefonda bunu defalarca bizzat denediğimi, bizde iş dünyasının devletle olan özel ilişkilerinden dolayı bu konuda etkisiz olduğunu söylemiştim. Bunu bir çok kez yazdım da köşe yazılarımda. ABD’de Steve Jobs, Bill Gates gibi adamlar hükümetin karşısında hak ve özgürlükleri destekleyecek baskı uznsuru kurmak için vakıf kuruyor, bizdekiler iş takibiyle uğraşıyor. Eh doğal olarak da “bürokrasi” arada sırada edilen demokrasi söylemlerini takmıyor.
Aramızda “bürokrat yok” dediniz; aramızda bürokratın ne işi var? Biz sansür karşıtı bir “sivil” platformuz. “Bakan’la masaya oturalım dediniz; biz sansüre karşı ilkeli duruş sergiliyoruz; derdimiz pazarlık yapmak değil. Yani açıkçası sizinle hiç bir konuda hiçbirimiz anlaşamadık. Onlar adına konuşmuyorum. Kaydı izlerseniz söz alan herkesin bu doğrultuda görüş belirttiğini görürsünüz.
Ortak deklarasyon metnine “faşizan dayatma” dediniz. Metin oradaki görüşler doğrultusunda edit ediliyor ve yayınlanacak. O metin uzlaşıyı temsil ediyor. Ayrıca imzaya da açılacak. Deklarasyon metni, Ortak Platform’un kendisini duyurmak ve ilkelerini açıklamak için kullandığı en önemli araçlardan biri. Siz buna karşı çıktığınıza göre Ortak Platform’u da desteklemiyorsunuz demektir. Bunda şaşıracak ne var? Szi bizler dışlamadık, siz kendinizi dışarda konumladınız. Bakışımız, yöntemlerimiz, odaklarımız, her şeyimiz farklı. Stratejimiz de farklı elbette.
Kısacası yaklaşımınız, bizlerin bu Ortak Platform’u kurarken geliştirdiğimiz yaklaşımımızın tamamen dışındaydı. Olabilir. Sizinki de bir yöntemdir. Buyrun deneyin. Sansüre karşı her türlü oluşumu destekleriz. İlkeli ve tavizsiz olduğu sürece. Yani “onu yasakladınız bari bunu yasaklamayın” tarzı pazarlık / pazarlama faaliyetlerini destekleyemeyiz.
Kimseyi haksız yere faşizanlıkla, sansürcülükle suçlamayın. Sizi susturmadık. (Toplantı sonrasında kimi dinleyip kimi dinlemeyeceğim de kabul edin ki sadece beni ilgilendirir. ) Dezenformasyona kalkışmayın. Kayıtlar ortada. Dolayısıyla söylediklerinizin herhangi bir temeli yok.
Yaklaşımınızı kabul etmek zorunda değiliz. Siz de buna saygı gösterin. Ortak deklarasyonun kendisine karşı çıkacaksınız, ilkelerimizi kabul etmeyeceksiniz, sonra da kurum adınızın orada olmasını isteyeceksiniz. Bu olacak şey mi?
Beğendiniz mi?
1
0
Hocam;
Yazılabilecek, yazabileceğim ve bir yandan da söylemek istediğim onca şey varken, hiçbirini söylememeyi seçiyorum.
Hepinizden özür diliyorum, içiniz rahat olsun. Umarım yapmak istediğiniz tüm herşeyi tavizsiz bir şekilde yapabilirsiniz, yaparsınız.
Çalışmalarınızda size kolaylıklar gelsin, iyi günler dilerim.
Beğendiniz mi?
0
1
Niyetiniz öyle olmasa dahi adınıza şanssız algılanacak şeyler olmuş. Bir şeyler yapmak istiyorsanız Uçkan ve Yaman beylere güvenmenizi öneririm. Kavga gerektiği zaman edilesi gerekmediği zamanda uzaklaşılması lazı, bana göre. Fakat gördüğüm herkes kavga etmek istiyor, gereksizken. Size başarılar dilerim.
Beğendiniz mi?
0
0
Decemvirler bile yalnız kendi yetkelerine dayanarak yasa yapma hakkını kullanmadılar. Halka, “Size önerdiklerimizden hiçbiri, siz kabul etmedikçe yasa haline gelemez. Romalılar! Mutluluğunuzu sağlaması gereken yasaları siz kendiniz yapın diyorlardı.
Düşüncelerim doğrultusunda bir kaç alıntı yapmak istiyorum;
“Taş levhalara herkes bir şeyler yazabilir ya da bir kahine para verip istediklerini söyletebilir ya da tanrısal bir varlıkla gizli ilişkideymiş gibi görünebilir ya da istediğini halka dayatmanın daha başka, kaba yollarını bulabilir… fakat hiç bir zaman güçlü bir yönetim kuramaz ve çok geçmeden yok olup giderler. Boş gösterilerin sağladığı bağ da geçicidir; bağları, yalnızca bilgelik sürekli kılar.”
J.J. Rousseau
Beğendiniz mi?
0
1