01/04/2010 - 10:56
Evet bas bas bağırıyoruz “İnternette ‘Var’ Olmanız Lazım!” diye; şirketlere, ünlülere, hatta kişisel itibarına önem veren herhangi popüler birine… Bu kaçınılmaz! Popüler kültür karşıtı tiyatro grubundan, kendi “online” departmanlarını kuran firmalara kadar, herkes bu çığ gibi büyüyen internet sektöründe konumlanmayı profesyonel ellere bırakmak zorunda kalıyor. Çünkü işin doğası gereği, bunun belli bir mesai isteyen, ekip çalışması ile ilerlenebilen ve belli bir “know-how” gerektiren bir iş kolu olduğu görülüyor.

Peki biz profesyoneller olarak da biraz empati yapıp kendimizi bu firmalar yerine koyalım. Blog yazarının, blog okuruna oranla daha çok olduğu bir dönemdeyiz (Bizim ülkemizde değil bu durum, heryerde böyle!). Yani blog yazılıp da çoğunluğunun okumadığı gerçeğini görmeliyiz. Böyle bir mecrada doğal olarak “Ben bu işi biliyorum, oldum ben!” diyen expertler, gurular, uzmanlar türemesi de doğal. Diğer yandan bu kişileri ayırt etmek çok da zor değil. (Bakınız önceki yazım 10 Soruda Sosyal Mecra ‘Expert’ini Sınamak)
Buna değinmemdeki önemli nokta ise “Güven“. Gerçekten bu işi doğru bir şekilde alan ve hatta müşteri ile enerjisi tutan kişileri bulmak/seçmek kolay bir iş değil. Bunu kabul ediyorum. Hele bir de “sosyal bilim dalı” olacak nitelikte yoruma açık, belli kalıpları olmayan, yapılan çalışmaların değerlendirilmesinin zor olduğu bir iş dalında, müşteriyi temsil edecek kişiye imajı teslim etmek hiç kolay değil. Ama, bir şekilde seçtiğiniz sosyal mecra uzmanınıza güvenmek şart. Doğru bir şekilde hazırlanmış detaylı “brief“‘i verdikten sonra, bırakın size stratejiyi yaratsın. Bunun nedeni, yeni oluşan bu sektörü/mecrayı emin olun sizden çok daha iyi biliyor, çünkü içinde yaşıyor (tabii doğru kişilerle çalıştığınızı varsayarak ilerliyorum) Güven, stratejinin profesyonellere teslim edilmesinin başında geliyor çünkü, yapılacak her ufak müdahele bütünleşik online marketing’ini tamamen sarsmaya yetip de artabilir.
İşte bu noktada müşterinin hem gerçekçi bir stratejiye yönelmesi/yöneltilmesi gerekiyor, bunu da müşterinin kabullenmesi yukarda değindiğim temele bakıyor, yani güvene. Çok basit bir örnek ile toparlıyorum hemen;
Araç bakım ürünleri satan bir firma, yeni bir koltuk koruma spreyi getiriyor Türkiye’ye ve bu ürünün internetten konuşulmasını istiyor. Bakıyoruz marka milyonlara ulaşmak istiyor, diyor ki Heineken yapmış (Heineken ne yapmıştı diyenlere) ben niye yapmayayım. Bu ürünün Facebook fan sayfası da 300.000 kişiye sahip olsun, Twitter’dan twitlerle trend olalım vs.. Ama işin 2 önemli noktası atlanıyor. İlki hedef kitle, ikincisi ise viral bir etki ile maksimum etki ise bütçe. İnsanların bir markayı/ürünü/kişiyi konuşabilmesi için, ilgilerini çekecek ya çok farklı bir içerik olmalı ya da ilgi alanları içinde olmalı.
İşte izlediğimiz o milyon gösterimlik maksimum etki bırakan ve direk markanın kendi reklamını yaptığı içerikler (genelde video ağırlıklı içerikler) yüksek bütçelerle ve ciddi ekip çalışmaları ile çıkan işler. Para olmadan saadet tabii ki olur ama o zaman hedef kitleyi daraltıp daha odaklanan bir strateji ile gitmenin değeri burada çıkıyor. Yani önemli olan sizi kaç kişi takip etmiş, kaç kişi bakmış, kaç kişi tıklamış olmuyor. Araba delisi 10.000 kişiye ulaşmanız belki 10 kat bütçe ile yapılacak milyon gösterimlik bir videodan daha fazla geridönüşe yol açabilir.
Son zamanlarda kapılıp gidilen en büyük yanılgılardan biri bu, “0″ maaliyetle yüzbinlere ulaşma. Keşke böyle bir marketing sistemi olsa, ama maalesef yok. O zaman en verimli nasıl hedeflerimize ulaşırız? O kadar büyük rakamlara ulaşmak gerekir mi? Sosyal mecralarda markamızı konumlandırırken doğru bir şekilde nasıl ilerleriz? Çok büyük bilinirlik kampanyalarında nasıl ilerlemeliyiz? Mecradan mecraya değişiklik gösterebilecek kullanıcı alışkanlıklarını nasıl karşılarız? Viral video’da çok yüksek rakamlara nasıl ulaşılır? … (Biraz da daha sonradan yazacağım yazılara ortam hazırlıyorum
Şimdilik en büyük ve ilk karşılaşılan yanılgıya değindim, sonraki adımlar daha zor emin olun)
Biraz ezber bozup, “Ne kadar çok kişi o kadar iyi” düzlüğünden sıyrılıp, en hızlı/kısa yoldan verimli bir topluluğu nasıl oluşturuma gitmek daha değerli kanımca. Bu daha bilinçli olmaya itecek de bir içgörü. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, bir dahaki sefere arayı bu kadar açmayacağım.











![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
POPÜLER YAZILAR