17/05/2010 - 10:05
Uzun süredir aranızda yoktum, ufacık da olsa sebebini açıklayıp, ne zamandır yazmak istediğim bu “trendy” mesele hakkındaki fikirlerim ile baş başa bırakacağım sizleri.
Ben çalışmaya başladım. Hem de “marka” tarafında. Ünlü global marka “Mars”ın Avrupa kanadında Dijital Stratejist olarak görev yapıyorum artık ve W// Digital isimli dijital ajansta da Yaratıcı Yönetmenlik koltuğunu devraldım. Zaten bu konuyu yakın zamanda yazacağım burada. O yüzden de son zamanlarda Meşgul Sinyali’ne göstermek istediğim ilgiyi gösteremedim. Ancak ofisteki koordinasyonumu sağladığımı düşünüyorum geçtiğimiz iki hafta içinde, şimdi de Meşgul Sinyali’ne geri döndüm. Uzatmayalım lafı, yazımıza geçelim.
Grup Alışveriş Neden Fail? (Bence)
Bence Türkiye ortamı için “grup satın alma” sistemleri “fail”dir. Son 1 aydır bunu söyleyip duruyorum, üstelik sistem henüz tam anlamıyla duyulmamış ve pek de bilinmiyor olsa da. Neden böyle düşündüğümü açıklayayım.
Tüketim dünyasında, sahip olmak istediğiniz nesneyi satın alabilme olanağından yoksun bırakılabilirsiniz. Ancak her zaman, bir çeşit ya da muadil vardır. Zaten sanayi toplumlarında fikriniz sorulmadan size tanınmış bir hak varsa eğer, o da kolektif bir lütuf ve biçimsel bir özgürlük göstergesi şeklinde sunulan seçme hakkıdır.
Tüketici de buna istinaden kendisine çok sayıda seçenek sunulması durumunda yalnızca alması gerekeni almakla yetinmemekte ve satın alma eyleminin ötesine geçen kişisel (kilit kelime) bir tavır sergilemektedir ve günümüzde neredeyse hiçbir nesne artık yalnızca kullanım amacıyla satışa sunulmamaktadır (statü meselesi girer devreye). Seçme özgürlüğü, bizi ister istemez kültürel bir sistemin içinde yer almaya itmektedir.
Oysa yukarıdakilerin hepsi de ancak bir aldatmacadan ibarettir; başka bir deyişle seçim yapmayı bir özgürlük biçimi olarak algılamamızın nedeni dayatılmış bir süreç olarak hissetmememiz ve genelde toplumun kendini bu süreç aracılığıyla dayatmasıdır. Şu araba yerine bu arabayı seçmekle işin içine bir miktar kişisellik katmış olabilirsiniz, ancak asıl önemli olan nokta bizi ekonomik bir düzene boyun eğmeye mecbur eden seçme eylemidir.
Buraya kadar söylediklerimi “grup alışveriş” mantığıyla nasıl birleştireceğimi merak ediyorsunuz belki de, ancak tam burada bir tarz değişikliğine gidip, akademik dilden halk diline geçmekte fayda görüyorum. Vereceğim örnekleri amiyane bulabilirsiniz, beni de sınıf ayrımcısı olarak suçlayabilirsiniz, ancak söylediklerimi iyi düşünmenizi isterim.
Geçtiğimiz gecelerden birinde Otto Sofyalı’daydım. Her zamanki gibi kafa dağıtmaya yönelik bir eylem, sevdiğim insanlar etrafımda ve gecenin tadını çıkarıyordum. Bir ara iç mekânlarda yasaklı olan eylemi (sigara içmek) ifa etmek için dışarı çıktım. Tam o sırada da bir çift (sevgili) Otto’ya girmek istediler, ancak kapıdaki görevli onlara rezervasyonlarının olup olmadığını sordu, onlar da “hayır” cevabını verince, uygun bir dille geri çevrildiler. Oysa, bizim de rezervasyonumuz yoktu ve elimizi kolumuzu sallayarak içeri girmiştik. Ayrıca içerisi de öyle dolu değildi, nitekim gece saat 1 olmasına rağmen en fazla 20 kişi vardı sadece.
Peki, neden görevli, o insanları içeri almadı?
Çünkü görevli, tam o an bir analiz yaptı ve inisiyatif kullandı: yaptığı analiz, o kişilerin Otto’ya uymayacağı yönündeydi (ekonomik, sosyo-ekonomik, hatta sosyo-politik), kullandığı inisiyatif ise onları içeri almamak oldu.
Bu örnekten hareketle, gelelim “grup alışveriş” konusuna. Düşünün ki, Otto Sofyalı bir grup alışveriş sitesinde “kampanya” yaptı. Dedi ki: “25 liralık, içinde de bilmemneler olan o meşhur pizzamız, toplamda 50 kişi için 25 TL yerine 12 TL, bilmemkaç tarihinde”. Ve yine düşünün ki, geçen gece içeri alınmayan o çift de, internetten bu kampanyayı satın aldı ve Otto’ya gitti.
Burada, birçok handikap ile karşılaşacağımızdan ve benim de konuyu nereye getirmek istediğimi anladığınızdan eminim. Sosyo-ekonomik anlamda, normal koşullarda o mekana alınmayan insanlar, kampanya sayesinde oraya gidebilecekler. Peki, bu durumun sonucunda o mekanın işletmesi ne yapacak? Diyecek ki: “İyi, hoş da benim kitlem, zaten buraya gelip o pizzaya 25 TL veriyor, üstelik kitlemi kendim de seçebiliyorum”. Bir daha da bu kampanyaya bulaşmayacak.
Peki, o mekâna “kampanya” dâhilinde gidecek olan kitle ne diyecek? “Ben buraya ait miyim acaba?”.
Sebebi ise, tüketiciye verilmiş olan o seçim hakkının “yanlış ya da eksik” kullandırılmış ya da yönlendirilmiş olması.
Tüketici için pizza yeme eylemi, ancak “statü”lerle belirlenebilir. Tabi ekleyelim, bu durum sadece “modern toplumlar” (!) için geçerli. Kaliteli mekân, sadece ürünü satın almanızı değil, aynı zamanda o ürünün reklamını “çevrenize” yapmanızı gerektirir (Yani yemeğinize bir tutam da “statü” ekler). Gereklilik, burada önemli kelimedir. Çünkü aslında o mekânın kaliteli olmasını sağlayan da “kitle”dir. Gelir düzeyi yüksek olan kitlelerin bir “mekân”a gitmesi ise o mekânın “statü”sünü yukarıya çeker. Bu tarz konular, genelde herkesin bildiği ancak kimsenin kolayca dillendiremediği sıkıntılardır.
Düşünün ki “masaj hizmeti” satın alıyorsunuz. 300 lira yerine 100 liraya. Normalde o masaj salonunun kapısından içeri dahi giremeyecek olan bir kitleyi seçemeden iş yapabileceğini düşünür müsünüz? Nitekim Türk toplumunda “masör”ü “konsomatris” ile karıştıran insanların çokluğunu da yadsımamalısınız.
İşte bu sebeplerden de, grup alışveriş sitelerinde bir kere kampanya yapan “statü” sahibi mekânlar, ikinciyi yapmayacaklardır.
Her ne kadar “anti-marketing” insanı olmasam da (argümanlarla desteklemedikçe) aşağıya bir örnek daha vermek istiyorum.
Kızılkayalar.
Taksim’in sembolü sayılır belki de. Ben sevmem, Çılgın Dürüm’ü daha çok severim, ancak sevene de saygım sonsuz.
Bu grup alışveriş sitelerinden Kipru’nun açıldığı gün, ilk yaptığı kampanya: “Kızılkayalar’da dürüm, 8 TL değil 6 TL”. Toplamda kaç kişi satın aldığında kampanya geçerli oluyordu hatırlamıyorum şu an, ancak bildiğim bir şey varsa, o da Kızılkayalar’ın her halükarda herhangi bir Cuma gecesi 100’lerce döner sattığıdır. Kampanyayı direk çöpe atan mesel de budur zaten. Bir de o kampanyaya katılıp satın alan insanların yaşadığı deneyim önemlidir. Aynı şekilde Kipru’nun bu tarz bir “ilk kampanya” ile açılması da sistemin ne kadar “yavan” olduğunun göstergesidir.
Ben Kipru’nun fikir babalarını tanımıyorum, eminim iyi, güzel insanlardır. Eminim çok güzel iş yapabilecek başka fikirleri de vardır. Kendileriyle sorunum yok, aynı şekilde diğer “grup alışveriş” sitelerinin işletmecileri ile de. Sistemle sorunum var ama. Çünkü Türkiye için “henüz” uyarlanamaz olduğunu düşünüyorum. Devşirilmiş, eksik, yapay.
Bildiklerim: Grupanya, Markapon, Şehir Fırsatı ve Kipru zaten. Ancak muadillerinin 10’a kadar çıkabileceğini biliyorum, duydum da bir iki.
Sosyo-ekonomik ve sosyo-politik anlamda toplumu incelemeden yapılmış/getirilmiş/uyarlanmış bir sistemden bahsediyorum. Bu yazıya gelebilecek olası eleştirileri de “Saldırmıyorum!” argümanımla savuşturmayı planlıyorum. Keşke sistem başarılı olsa, ancak “henüz” değil.
“Grup Satın Alma” Türkiye’de Neden “Fail” Olur?
Bu yazıya yapılan yorumları RSS beslemesi ile takip edebilirsiniz.










(16 kere puan verilmiş, ortalama: 5 üzerinden 3,94 )
![Okuyucularımıza Hediye: Yeni Medya’nın Felsefesi [E-Kitap]](http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/08/e-kitap.jpg)
Guzel bir degerlendirme olmu$. Turkiye sosyo kulturel yapisi icin bircok tezati barindirmakta.
Aslinda onceki gun ya$anan Groupon’un CtyDeal’i almasi olayi da buyuk bir tezati barindirmakta. Kendisini kopya eden ornekleri birer birer satin alacaksa Groupon, ciktigi ulke neresi olursa olsun bu klon giri$imlere iyi birer giri$im diyebiliriz aslinda.
Beğendiniz mi?
0
0
Herkesin sosyal medya konusunda söyleyecek sözleri var bugünlerde. Sayısız sosyal medya uzmanı çıktı karşımıza. Fakat senelerce hayranlıkla izlediğiniz büyük ajanslar bile “fail” durumuna düştü çokca sosyal medya platformlarında. Sosyal medyada başarılı bulduğum sessiz sedasız ve amatör bir olayı paylaşmak istiyorum ben.
Özellikle üniversite çağlarında, orta direk diye tabir edebileceğim arkadaş kitlemin ilgisiyle Facebook üzerinden sürekli gördüğüm bir hareket oldu bu. “Ekvator Cafe Taksim” diye bir kafe. Ortalama taksim standartlarında fiyatları var. http://www.facebook.com/pages/Taksim-Turkey/Ekvator-Cafe-Taksim/110756832283081 adresli bir Facebook sayfası var. Gerek paylaşımları gerek duruşu ile profesyonel bir sosyal medya çalışması olmadığını görmek mümkün. Fakat Facebook üzerinden yürüttükleri kampanyalar birçok internet girişimine ve sosyal medya kampanyasına da taş çıkartır vaziyette. Orta direk diye adlandırdığım kitle arasında sosyal ağlarda gördüğüm etkileşimler ve gerçek hayatta bile bana bu olayların anlatılması çok fazla ilgimi çekti.
Bu noktada şunu söylemek istiyorum. “Grup Satın Alma” ve benzeri sistemlerin lüks sayılabilecek mekanlar üzerinden götürülmesi başarısızlığı getiren olay oldu. Bu sistemleri kuran kişiler Wagamama’larda yiyip, Otto’larda eğleniyor olabilir ve hatta bundan dolayı o mekanlarla çalışarak heycanlanıyor olabilir fakat sokağa inip insan ihtiyaçlarına bakmadıkça internet üzerinden bir başarı elde etmenin oldukça zor olduğu kanaatindeyim.
İstanbul’a ilk geldiğim dönemlerde, cebimde de çok fazla para olmaması sebebiyle hep orası pahalı mıdır acaba, nasıl bir mekandır, bana uyar mı? gibi sorularla takılarak mekan seçmekte zorlanıyordum. Önümde sayısız çeşit olmasına rağmen param olduğu dönemlerde bile korkuyordum bir yere girmekten. Hep internet üzerinden biryerler bulmak, araştırmak istedim fakat hala daha eksiği olan bu olgu o zamanda olmadığı için başarılı olamıyordum. Verdiğim Ekvator Cafe örneği belki ondan beni çok heycanlandırdı. Grupon sistemlerinde de aynı şekilde bir heycan yaşadım ne kadar hiç bir alışverişe katılmayacağımı düşünsem de. Sonuçta düşüncem o alışverişlerin asıl amacı reklamdı ve insanlara fiyatları makul mekanları tanıtacaktı. Ama öyle olmadı.
Elbette bütün bu girişimlerin arkasında çok büyük çalışmalar ve emekler yatıyor. Elbette bu sistemi kuranlar ve Türkiye’ye getirenler bu iş hakkında çok kafa patlatıyorlar. Nedenini bir türlü anlayamasam da bu tür hataların olmasına karşı girişimcilere kızmıyorum yine de. Fakat sadece biraz dönüp sokaklara bakmalarını tavsiye ediyorum. Apaçi diye kenara atılan, aslında ülkemizin sosyal durumunun tümüyle yansıması olan kişilerin bile bu alanda önemle incelenmesi lazım.
Bu “Fail” bence benzer çerçevelerde Türk pazarlamasındaki ilk değil son da olmayacak gibi görünüyor. Umarım güçlü kişi ve şirketler güçlerini daha iyi kullanarak bu yanlışlardan uzaklaşırlar bir an önce…
Beğendiniz mi?
0
0
Merhaba,
Yazınız güzel, örnekler yerinde fakat tespitinize/ulaşılan sonuca -kesinlikle- katılmıyorum.
Basit bir kanıt ile açıklayacak olursam; Private Shopping İş Modeli’nin Türkiye’de yakaladığı başarıdır. Bir çok otorite, bilir kişi veya bildiğini sana kişiler bu İş Modeli’nin Türkiye’de başarısız olacağını çünkü “statü”ye tamamen ters olduğunu belirttiler.
Örnek: ABC sitesi Armani’yi %50 indirimle satacak herkes Armani giyecek ve böylece Marka değeri düşecek vs. Ayrıca bizim Elit kesim insanlar bu duruma çok kızacak, küpürecek.
Sonuç: Armani kullanıcıya ulaşmak adına tek bir marka/çözüm yolu değildir. Zaten Armani seçimi yapılır iken karşılıklı olarak hem tedarikçi hem de satıcı (web sitesi) bunları karşılıklı olarak düşünmektedir ve tartışmaktadır. Elit kesim de dahil birçok kullanıcı ABC sitesinin üyesi ve alışveriş yapan kitlesi içerisindedir.
Grup Satın Alma İş Modeli’nde ne olacak peki?
İşe yaramayan kampanyalar yapan, trendleri takip etmeyen ve/veya en basit hali ile CRM’ini bile yapayaman siteler yok olacaktır.
Sizin örneğinizden genç çifti ele alacak olursam;
Güvenlik kim oluyor ki insanların “statü”sünü belirliyor, onları bir görüştü etiketliyor. Belki beğenmediği “o sevgili çift” güvenlikçinin maaşı kadar bir para harcayıp o mekandan ayrılacak.
Bunlara ek olarak, işin teknolojik tarafında İşletme için birçok verimli çalışma daha var. Site üzerinden inanılmaz bir “feedback” alıyor. Akıllıca kullandığı zaman başarıya ulaştırabilecek birçok kriteri burada bulacaktır.
Bu yüzden bekleyelim ve görelim. Ben çok iyi başarılar yakalayacağını inanıyorum.
Beğendiniz mi?
1
2
Mert hem senin, Yusuf hem de senin yorumlarınızı okudum. Şu anda mesai saatleri dahilinde olduğum için yazmak istediklerimi yazacak zamanım maalesef yok. Ancak ilk fırsatta destekleyici ya da karşıt argümanlarımı sunacağım.
Teşekkür ederim.
Beğendiniz mi?
0
1
Sistem her ne kadar Turkiye’de kullanisli olmasada bence belirttiginiz sebeplerden dolayi degil.En basiti grupanya disinda yapilan basit indirimler en kisa zamanda yeni rakiplerin gelmesiyle birlikte duzelecegine inaniyorum.. Yusuf bey’in dedigi gibi ise yaramayan kampanyalar yapan ve trendleri takip etmeyen siteler yok olucaktir.. grupanya’nin gidisi suan icin cok iyi gorunuyor anneler gunun once ciceksepeti indirimi,babylon indirimi ve suan devam eden wagamama indirimi..
Ayrica kipru icin verdiginiz ornek ‘Kızılkayalar Pide’de 15 TL değerindeki yemek 7 TL” olmasi gerekiyor kampanya hakkinda daha ayrintili bilgi icin http://televidyon.com/p/2552/kiprucom
Beğendiniz mi?
0
0
Grup Satın Alma” Türkiye’de Neden “Fail” Olur?
yazarak başlamışsınız yazıya. Oysa,
Grup satın alma Türkiye’de neden başarılı olamaz?
ya da
“Grup satın alma” Türkiye’de neden başarısız olur?
yazabilirdiniz.
Türkçe’de cümlenin ilk harfleri ve özel isimlerin ilk harfleri dışında büyük harf kullanılmaz. “Fail olmak” gibi bir fiil kullanmanız da, bunun tam bir Türkçe karşılığı varken çok yersiz olmuş.
Yazının geri kalanını okumak istedim, ama okumadım. Lütfen Türkçe’ye özen gösterin!
Beğendiniz mi?
3
0
Kemal Akca’ya katılıyorum.
Beğendiniz mi?
1
0
“İyi, hoş da benim kitlem, zaten buraya gelip o pizzaya 25 TL veriyor, üstelik kitlemi kendim de seçebiliyorum.” diyen kişi (E tipi diyelim) kampanya (reklam, tanıtım vs. ) yapmaz. Statüyü düşürürse eski “kitle” değiştiği için marka değeri düşer. Belki(?) daha az kazanır.
Birçok “mekan” veya “E tipi” de böyledir. Sadece referansla markalaşır. Hiç bir yerde reklamını göremezsiniz, internet sitelerinde tarihinden, önemli müşterilerinin mekan hakkında bahsettiklerini ve benzer şeyler görürsünüz.
Bunların kalkıp “grup” sanıt alması gerçekten de “fail” olur.
Ama tüm dünyada özellikle Türkiye’de E tipi piyasa yüzdesi çok düşüktür. Müşterisinin statüsüne bakmayan firmalar, mekanların (buna da H tipi diyeyim) pasta payı daha çok olduğu için böyle bir genel yargı doğru olmaz. Çünki H tipi için kampanyalar kazandırır (veya “win” olur).
Özetle: E(lit) tipi markaların grup satın alması “fail” olacağı kadar H(alk) tipi firmalar için bu olay “win” olacaktır.
Beğendiniz mi?
2
0
Merhaba,
Yazdıklarınıza kesinlikle katılıyorum . Grup satın alma sitelerini kafasında şekillendiremeyen bir tek ben olmadığıma sevindim. promosyon olarak ürünleri satılan firmalar genellikle lüks diye tabir ettiğimiz , elit kesime hitap eden ürünler.Yani şimdi ben firmanın hedef kitlesinde değilsem benim bu ürünü almamın firmaya ne gibi katkısı olabilir diye kendime soruyorum:
*Promosyon satan firmanın cirosu artar mı? – HAYIR
*Ben bu firmanın ürününü tekrar alır mıyım?- HAYIR
*Ben bu firmanın reklamını yapar mıyım? – HAYIR
*Peki yazıda belirtildiği gibi ait olmadığım bu ortamda mutlu olacak mıyım?- HAYIR
Tüm bu sorulara hayır cevabı veriyorsam pek faydalı bir iş modeli değil gibi ama bekleyip göreceğiz . Şimdi ben bunları söylerken yine de temkin payı bırakıyorum . Çünkü zamanında bilgisayar sadece birkaç kişi için gerekli, televizyon herkesin evine giremez gibi günümüzde çürütülmüş önermeler var olduğunu bildiğim için her ne kadar inanmasam da belki tutar kim bilir.
Beğendiniz mi?
0
0
@Yusuf İbili
Private Shopping modelinin Türkiye’de tutmasının sebebi ve statü malzemesi olmamasının sebebi, alışveriş yapanların birbirlerini tanımaması ve zaten son senelerde Türkiye’de artan “markalı ürün” kullanımından sebeptir. Private Shopping ya da markalı ürün meselesinin statülerle artık alakası yoktur.
Hatta küçük örneklerle gidip kafa karıştırmayalım. Benim hala bir iPhone’um yok Yusuf, özel sektörde çalışıyorum ve asgari ücretin çok üstü bir maaş alıyorum. Ancak gelir düzeyi düşük (ortalama ayda 800 lira) olan yüzlerce kişinin elinde son model (ortalama 1500 lira) telefonlar görüyorum. Bunun sebebi, telefonun artık statü belirleyici rolünün olmamasındandır. Private Shopping’in Türkiye’de tutması, “secret identity” ve “ucuz marka” olgularından ibarettir.
Hiç öyle uzun uzun bilimsel açıklamalar yapmaya çalışmaya gerek yok aslında, sokağı incelersek net bir şekilde görürüz bu çıkarımları.
Ancak Private Shopping modeline Armani girmez zaten, elinde Armani ürün bulunduran bir “dağıtıcı” (reseller) girer. Armani, asla internetten ürün satmaz, çünkü ürünleri internetin sosyo-politik yapısına uygun değildir, bir yandan da ürünlerini bu şekilde göstermeye ihtiyacı yoktur.
Bu tarz şeyler, marka konumlandırma ile de alakalı, geçebiliriz o yüzden rahatlıkla.
Güvenlik ile ilgili söylediğin cümleye gelirsek: o güvenlik, ciddi anlamda tecrübe sahibi. Kimin alıcı, kimin satıcı, kimin sarhoş olup arıza çıkarmaya meyilli olduğunu biliyor. Çoktan öğrenmiş bunu. “Bir arkadaşa bakıp çıkacağım” numarasını nasıl yemezse (tabir-i caizse) içeriye istediğini alıp almama inisiyatifine de sahiptir. Burada da sınıfsal ayrımları tartışmaya gerek yok diye düşünüyorum.
@Kemal Akça @İlter Kalkancı
Daha önce başka yazılarımda da belirttiğim gibi hikaye anlatma sanatına değinmek istiyorum: “Art of storytelling”.
Bazen, yazdıklarınızı okutturmak için “trendy” kelimeler seçersiniz. Yapılan araştırmalar, en çok okunan blog postlarının, bir yandan da en provokatif başlıklara sahip olduğunu gösteriyor. Ayrıca sizin önerdiğiniz tarz bir başlıkla yazsaydım yazımı, o zaman da “kendi duruşum”u başka şekilde kontrol etmem gerekecekti ki, bu konudaki duruşumun sert olması gerekli. Bu da benim “personal branding” algımla ilgili.
Şu da var, hedef kitle anlamında, bu başlığın çekebileceği insanları kendime hedef almış da olabilirim. Bu da demek oluyor ki, aslında size ulaşamamam, benim size ulaşmak isteyip de ulaşamadığım anlamına gelmiyor. Zaten hedef kitlem değilmişsiniz anlamına geliyor. Benim için.
Ancak, yukarıda yaptığım küstahlıktan sonra söylemek ikiyüzlülük olarak algılanmasın ama, gereksiz bir “objektivite” anlayışına sahip olduğumu herkes bilir çünkü, teşekkür ederim yorumlarınız için. Umarım başka başlıklarla yakalayabilirim sizleri de.
Yorum yapan diğer arkadaşlara da teşekkür ediyorum. Zamanım oldukça cevaplayacağım.
Beğendiniz mi?
0
1
Bu sistemin tamamen “FAIL” olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, bunu markaların tabiri caizse “halk günü” olarak görüyorum. Bu şekilde ilgili marka, mevcut müşterisinden farklı bir kitleye belkide farklı bir sosyo-ekonomik guruba dokunmuş olacak. Bu şekilde farklı bir deneyim yaşama şansına da sahip olacak. Böylelikle farklı stratejiler geliştirecek. Bu markalar için bu anlamda güzel bir fırsat. Zaten unutmayalım bu sürekli olacak bir şey değil. Mekanlar / markalar sonrası için karar verecek. Dolayısı ile başlangıç için her iki tarafdan da yeterli ilgiyi göreceğini düşünüyorum. Ancak, elit marka ve mekanlar için bu modelin uygun olmadığı konusunda sana katılıyorum. Otto örneği konusunda haklısın. Zaten Webrazzi toplnatısında da aynen bu soru yöneltimişti Aydonat Bey’e. Çok ucuz hizmet / mekanlarında sağladığı fiyat avantajı açısından kullanıcı için cazip olayacağını düşünürsek, ortalama fiyat ve ortalama hizmet lerde ilgi görebileceğini düşünüyorum. Örnek : X markanın sunduğu sinema biletinin hafta içi bir günde %50 indirimli olması gibi….
Beğendiniz mi?
2
0
Grup Alış Veriş modellerinde kaybedenlerin bu tarz kampanyalara katılacak markalarda yaşanacağını düşünüyorum. Sonuçta insanlar ürününüzü normalden ucuz olduğu için ilgi duyacaktır ama kampanya sonrasında bunlar size sadakati olan müşteriler olarak dönmeyecektir.
Grup Alış Veriş modelleri bence bir kaybeden olmaz. Çünkü üründe marka yerine fiyata odaklı, uzun vadeli marka değeri yerine kısa vadeli karlılığı benimsememiş markalar oldukça fazladır. İnsanlar da her zaman daha ucuza alma isteği olduğunu varsayarsak sistemi kuranlar kazançlı çıkacaktır.
İndirimlerin markalar için neden işe yaramayacağına dair bir yazı yazmıştım. Linki: http://www.mggulcan.com/2010/03/indirimler-basarsz-olmanza-yardmc-olur.html
Beğendiniz mi?
0
0
Öncelikle belirteyim, ben bu modelde işleyen bir firmanın çalışanıyım.
Modeli üst kalite mekanlar yönünden incelerken atlanılmaması gereken bir nokta Türkiye’de haftada 1 belki 2 kere çıkıp bu tarz mekanları tercih eden büyük bir kitle olduğu ve bu modelin bu kitleyi çekmek için çok iyi bir fırsat olduğu.
Örneğin geçen gün denemeyi istediğim ama sıra gelmemiş olan bir restoranın fırsatı verildi rakiplerimizden birinde. Ben de fırsatı satın aldım, ve sonrasında yararlandım. Ve şu anda kendimi o restoranın bir fanı olarak görüyorum. Mekan gözümde “bir ara giderim” statüsünden çıkıp “nerde yesem” sorusunun cevapları arasında en üstlerde bir yere oturdu.
Zaten dışarıda para harcamaya belirli bir bütçe ayıran, ve bu bütçeden en iyi şekilde yararlanmak isteyen kullanıcıları elde etmek isteyen mekanlar çok karlı çıkabilirler.
Beğendiniz mi?
0
0
yazın yediğin failler
kışın mefulü tırmalar.
Pazarlama faciası olarak görüyorum ve bu hataları nasıl yaparlar anlamıyorum, senin zaten müşterin var hemde A+ sen git indirimli ilanlar ver-verdir.
markalar için önemliler listesinin başlarında yer alan “SADIK MÜŞTERİ” dir.
Memnun edecek sen kendi veri tabanını bir şekilde oluştur, müşterilerini daha memnun et, onlara süprizcikler yap, bu kaz gelecek yerden tavuk esirgememek tir, kaz gelir (sende yolarsın yolu, yordamınca)
ama öyle tanıtımım olsun filan olmaz.
şu koruma mevzusu da ilginç ve az çok yerinde;
-merhaba
-buyrun
-içeri girecektik
-rezervasyonunuz var mı?
-hayır ama benjamin fırenklinim var !
-ooo kimler gelmiş kimler gelmiş buyursunlar (mı olacak yoksa)
-kusura bakmayın rezarvasyonsuz asla (mı)
-abi statü atlayacaktık ta
-Atla sonra gel.
Grup satınalma mevzusu erken değil bence çok yerinde bir hizmet, tanıtım aracı, deneyim aracı …
Ama davul bile dengi dengine çalar.
A+ gelir grubunun ihtiyaçlarını karşılayan yerler A+ grubunu kazanır,
hadise para harcamak değil adam seçmek, arkadaş belirlemek,
çok basit olarak neden damsız girilmez…
şöyle de bir soru var:
kitlemi markadan çıkar
markamı kitleden çıkar.
sonuç ta bir şekilde pazarlama ama kim kimi pazarlıyor ?
bu durumda grup satın alma siteleri kendilerini pazarlıyor
“bak biz buralarla çalışıyoruz, buralar bize kampanya yapıyor, dolayısı ile gel sende oralara ait ol ama bizim aracılığımızla, gel, gel biz çok iyi yerlerleyiz, bize gel üye ol, ha ha ha haaa…( biraz cadıca ama A+ yerlere yazık dimi adamların imajları ile oynuyorsunuz.).
şöyle bir durumda var çok az değindim yukarıda
“KIROYUM MIROYUM AMA PARA BENDE”
adam zaten kıro, zorla girmek istiyor, parası ile değil mi ler eeee sonra…
Beğendiniz mi?
0
0
Kemal’e ve İlter’e katılıyorum. Bu şekilde yazım şekli blogun genel özelliği haline getirilmiş. Yarı Türkçe yarı İngilizce…
Daha önce da tartışmıştık. Sizi tebrik ederim. Övündüğünüz duruşunuz, kimliksizlik üzerine. Daha kendi dilini bile yazamayan/yazmak istemeyen kimliksiz. Bir de yanlış olduğunu bile bile utanmadan açıklama yapmanız yok mu…
İlla okunma telaşındaysanız tamamen İngilizce yazın ve milyarlarca kişiye hitap edin; yoksa sadece Türkçeyi değil herhangi bir dili böyle saçmalıklarla heba etmeye hakkınız yok.
Yazık… Kimliksiz blog…
Beğendiniz mi?
1
0
Meşgul Sinyali Türkçe konusunda “eksi” yorum aldığında, artık içten içe hoşuma gidiyor. Bunun sebebi ise, dilimize halihazırda yabancı olan ve çevrilemeyen (belki de çevrilmemiş) teknik jargondan dolayı. Bu terimleri ben uydurmuyorum arkadaşlar, dünyanın her yerinde bu terimler bu şekilde kullanılıyor. Meşgul Sinyali, her zaman söylediği gibi Türk internetinin gelişimi için çalışıyor, eleştirilerinde dahi yapıcı olmaya çalışıyor (bazen olamasak da). Ancak ne olursa olsun, elimizden geleni yapıyoruz.
Oktay Sinanoğlu’nun yaptığı gibi, “üniversite” yerine “evrenkent” mi diyelim? Ya da dijital pazarlamanın Türkçe sözlüğünü biz mi yazalım anlamıyorum.
Sanırım bu eleştirileri yapan arkadaşlarım sektörde herhangi bir pozisyonda çalışmıyorlar, çünkü eğer çalışıyor olsalardı, bizim yazılarımızda kullandığımız dilin (sizin tabirinizle) yumuşak bile olduğunu düşünürlerdi.
Günün sonunda ise önemli olan, söylediklerimizi anlatabilmek. Eğer anlatabiliyorsak, ki anlatabiliyoruz gibi görünüyor buradan bakınca, sorun yok demektir.
Türkçe konusunda ne kadar özenli olduğumu beni tanısanız bilirdiniz, kendimi savunmak için söylemiyorum, ancak bildiğim ve gün içinde çokça kullandığım Osmanlıca ve eski Türkçe kelimelerle içten içe gurur duymuşluğum dahi vardır.
Sevgiler diliyorum.
Beğendiniz mi?
0
1
Çevrilemeyen ya da henüz çevrilmemiş yabancı sözcükler apayrı bir konu. Ancak zaten var olan, tamamen karşılayan ve kabul görmüş karşılıkları varken ısrarla yabancı sözcüklerin kullanılmasıdır burada karşı çıkılan.
Başlıkta başarısız sözcüğü yerine fail sözcüğünün kullanılması bunun tipik bir örneği ve bu durum, bu blogda sıkça tekrarlanıyor.
Son olarak Türkçe konusu dışında blog gerçekten takip etmeye değer; ancak bu durum gerçekten sinir bozucu ve eminim ki, bu nedenle birçok kişi bu yüzden sayfayı tamamen okumadan kapatıyor.
Beğendiniz mi?
0
0
“”"*Promosyon satan firmanın cirosu artar mı? – HAYIR
*Ben bu firmanın ürününü tekrar alır mıyım?- HAYIR
*Ben bu firmanın reklamını yapar mıyım? – HAYIR
*Peki yazıda belirtildiği gibi ait olmadığım bu ortamda mutlu olacak mıyım?- HAYIR”"” diyen Abdullah beye tamamen katılıyorum anca bu soruların fırsat olarak görülmesi gerektiği inancındayım.
Şöyle ki; başarılı firmalar ancak bu dört soruya-soruna müşterisinin EVET diye cevap verebilmesini sağlarsa ve bu soruların yarattığı sorunlara mantıklı ve ilerici çözümler bulursa bu işte karlı çıkacaktır. Mesala grup satın alma ile gelen her müşteriye “Sizi aramızda görmekten büyük memnuniyet duyduk. Bir sonraki gelişiniz için size ayrıca %10 luk indirim kuponu vermek istiyoruz.” gibi kişiye özel bir yaklaşımda bulunmak o kişiyi mekana-hizmete yakınlaştıracak ve markaya bağlı farklı gelirlerden kişiler topluluğu oluşturacaktır. Zaten büyük marka tek bir kesime hitab etmez ya da tek bir (elite) kesime hitab eden markalar büyüyemez. Sadece daha çok kazanabilirler.
McDonals’ta yada BurgerKing’de hamburger yemeyen zengin var mıdır?
Beğendiniz mi?
2
0
Öncelikle bu bloğu henüz keşfettim ve yazınızı ilgi çekici buldum. Ancak fikirlerinizi paylaşmadığımı söylemek istedim.
Bir işin başarılı veya başarısız olduğunu genelde kazanç belirliyor ise bu konuda “grup satın alma” modelinin oldukça başarılı olduğu söylenebilir.
Çünkü bu işin içinde olanlar bu model ile daha ikinci ay içinde kâra geçtiklerini söylüyorlar bu da bence oldukça başarılı ve uygulanabilir bir model olduğunu gösteriyor.
Beğendiniz mi?
0
0
Bu promosyonların hedef kitlesi, tüm İstanbul veya tüm Türkiye değil, sınırlı. Promosyonu veren mekanların amaçları da ya hedef kitlesindeki kullanıcıları bu mekana bir kez olsun sokup memnun ettikten sonra tekrar gelmelerini sağlamak ya da pek para harcamadan reklamını yapmaktır diye düşünüyorum. Gördüğüm kadarıyla da promosyonlar İstanbul veya büyükşehir ağırlıklı gidiyor. Bu promosyonları satın alan kişiler ise fiyatları ve lokasyonları görünce mekanlar hakkında aşağı yukarı fikir sahibi olur. İstanbul veya büyükşehirlerde yaşayıp, eğlence hayatı ve mekanlar hakkında biraz bilgisi olan kullanıcıların çoğunluğu da hangi mekana hangi kıyafetle, tavırla girebilecekleri/giremeyeceklerini bilir. Eğer böyle olmasaydı bazı mekanların kapısında kuyruklar olurdu. Kapıdan geri çevriliyorsanız ya deneyimsizsinizdir, ya mekan hakkında bilginiz yoktur, ya sarhoşsunuzdur, ya içeride arkadaşınız yoktur, ya da içeri giremeyeceğinizi bilmenize rağmen şansını deniyorsunuzdur. Bu promosyonları alan kişiler ise ilgili mekan hakkında daha önceden bilgisi olacağından kıyafet/tavır vb. konularda daha dikkatli olacaktır. Mekan hakkında bilgi alacak/toplayacak veyahut zaten belli bir organizasyona katılmak üzere geleceğinden içeri girme ihtimallerini büyük ölçüde artıracaktır.
Sistemin nasıl işlediği hakkında hiç bilgim yok. Ama bizim milletimizin nakit para harcamadan reklam yapmasını sevmediğini biliyorum çünkü rekabete açık bir toplum değiliz. Eğer ödemeler satıştan alınan komisyon ile oluyorsa hem performans bazlı bir reklam çalışması yapıp hem de bir nevi barter yapmış oluyorlar. İstanbul’daki kaç tane mekanın bu kadar planlı şekilde reklam yapma becerisi olabilir veya bu tarz ajanslarla çalışıyor olabilir ki? Mekan sahipleri, promosyonları pazarlayan şirketler ve kullanıcıların zaman içerisindeki deneyimleri sektörü zaten bir noktaya taşıyacaktır. Benim tahminim bu furyanın bu ivmeyle artarak devam edeceği ama tabiki bir süre sonra heyecanını yitireceği yönünde. Anladığım kadarıyla bu sistemler yurtdışından ithal ama muhtemelen projelere Türk gibi başlanmıştır
Beğendiniz mi?
0
0
Bende Türkçe ifadeler kullanmaya dikkat etsem de, tepki vermek uğruna ilgilendiğim bir konu ile ilgili nitelikli bilgi arayışımı durdurmam. Bu tartışma da hiç kimseyi bir adım ileriye götürmez. Madem Türkçe, Türkiye ve ilgili kavramlar ile bu kadar ilgiliyiz; o zaman Türkiye’nin bu sektörde dış dünya ile nasıl rekabet edebilir, Facebook, Twitter gibi başarı hikayelerini nasıl yaratır konularını tartışalım. Bu ülkede yapılması gereken bu kadar çok şey varken… Offf allahhım offff ne yapam, ne edem, ben nerelere gidemm offff…
Beğendiniz mi?
0
0
Tarih 4 Mart 2011,
Grup satın alma siteleri 100lerce.
Satış rakamları muazzam..
1 Günde 40.000 – 50.000 kupon satın var.
1 Günde Cirosu 300.000 TL olanda var olmayanda..
Fail olan hiçbirşey yok.
Sonuç sistem başarılı şimdilik..
Beğendiniz mi?
3
0